Ana Sayfa   |   Görüntülü Dersler  |  Sesli Dersler   |  Kur'an Araştırmaları   |  İlmi YAZILAR   |  Aile Eğitim Yazıları   |  Çocuk Eğitimi Yazıları   |  Yazarlar  |  İletişim

Kur`an-i Kerim ve Mealleri

Namaz Sureleri Tefsiri

Cuma (Tefsir) Dersleri

Hadis Dersleri

Cami Dersleri

Hz. Peygamberin Hayatı (s.a.v)

İnsanı Tanımak (Radyo)

Tv Programları

Seminer ve Konferans

Kısa Dersler

Özel Konular

Fıkhi Konular

Aile Eğitim Seminerleri

Foto Galeri

Üyelik Girişi

Kull. Adı

:

Şifre

:
   

Ücretsiz Üyelik
Şifremi Unuttum

Güncel Videolar

Eğitimcilere ÖZEL
Gazze Duası
Gençlerle İletişim (Günışığı- Reşitpaşa​)
Uyumlu Evlilik Yöntemi (Bulgurlu)
İmanın Anlamı ve Aşamaları (İkitelli / M.Akif)

Namaz Vakitleri

Sayaç

Sayac
Tekil (Bugün) 2639
Toplam 11198450
En Fazla 16179
Ortalama 2342
Üye Sayısı 1154
Bugün Üye Olan 0
Online Ziyaretci
 
 

DEİZMİ VE ATEİZMİ BESLEYEN ÖNEMLİ BİR FAKTÖR İBADETSİZLİ

İbadet samimiyetin göstergesidir
30/03/2018

Din samimiyettir. Bu samimiyetin birinci önceliği Allah’a karşı samimi olmaktır. Allah’a karşı samimi olmak, kişinin Allah’a ve O'nun koyduğu kâinat düzenine herhangi bir zorunluluk icabı değil, kendinden bir yönelişle uyması demektir. Sözgelimi kişi, kış geldiğinde üşümemek için kalın elbise, yazın da bunalmamak için ince elbise giyer. Buna kendisini kış ve yaz şartları zorlar. Böyle davranmamak, kişiyi birtakım hastalıklarla yüz yüze getirebilir. Aynı davranışı kişi, Allah rızası için de yapabilir. Örneğin şöyle düşünebilir:  “Bu beden Allah’ın bana bir emanetidir. Emaneti sağlam ve sağlıklı bir şekilde korumam gerekir. Bedeni sağlıklı tutmanın yolu da, Allah’ın dünyaya koyduğu şartlara uymakla olur. Öyleyse tabiatta var olan şartlara uymam, aslında Allah’ın rızasına göre hareket etmem demektir.”

Buna Allah’ın kâinata koyduğu kanunlara uygun yaşamak denir.

Öte yandan Allah Teala, koyduğu düzenin ve verdiği nimetlerin kıymetinin bilinip bilinmediğini sınamak ister. Bunun için de kâinata koyduğu kanunlar dışında insana ibadet türünden birtakım ödevler yükler. Bu ödevler, sadece kulun kulluğunu ölçmek içindir. Diğer bir ifade ile kulun Allah’a karşı samimiyetinin testten geçirilmesidir.

Nitekim Allah Teala kullarına şöyle seslenir: “Muhakkak ki, ben Allah’ım. Benden başka tanrı yoktur. Bana ibadet et ve beni hatırlamak için namaz kıl.” (Tâhâ, 20/14.) Sonraki ayette ise Allah’ın kıyamet günü insanlara inançlarındaki samimiyeti göstereceği ve kimin imtihanı kazanıp kimin kazanmadığını ilan edeceği bildirilir. Ayetin devamında da, Allah’ın ölüm vakti ile kıyamet saatini gizlediği haber verilir. (bk. Tâhâ, 20/15-16.) Öyleyse insanlar samimi bir şekilde, dini sadece Allah’a has kılarak inanır ve güzel işler yaparsa imtihanı başarı ile atlatmış olurlar. (bk. Zümer, 39/11,14.) Allah’ın insanlardan istediği de budur. Yüce Allah bu isteğini gönderdiği peygamberler vasıtasıyla kullarına bildirmiş ve bu doğrultuda yaşayan kullarına mükâfat vaat etmiştir. Bu yüzden peygamber göndermesi Allah’ın kullarına rahmeti ve şefkatinin tezahürüdür. Nitekim son peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.s.) için Kur’an’da “Seni ancak âlemlere rahmet olasın diye gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107.) buyurulması bunun en açık delilidir.

Samimiyet eksikliği  ibadetsizliğe götürür

Gerçekte inandıkları ve bunu sözlü olarak dile getirdikleri hâlde bir kısım insan hayatlarına inançlarını yansıtamazlar. Bunun birçok nedeni olabilir: İhmal, boşverme, görmezden gelme… Bunlar insanların tembellik ve kayıtsızlığından ileri gelir. İnancı yeterince kalbinde yer etmemiş olan insan, erteleme yoluna gider. İhmal dediğimiz işte bu inancın gereğinin yerine getirilmesinin ertelenmesidir. Bu hâl insanda yerleşince umursamazlığa dönüşür. Dönüp yerine getirme iradesini ortaya koyamadığından boşverme yoluna gider. Sonunda inancını görmezden gelme, hatırlatacak kişilerden ve yerlerden uzak durma psikolojisi insanı kaplar. Bütün bunlar insanın Allah’a karşı samimiyetindeki eksiklikten ileri gelmektedir. Bu samimiyet eksikliği zaman içinde inançlarda aşınmaya yol açar. Bu aslında adım adım insanın inanç noktasında bir boşluğa doğru kaymasıdır. Fakat bu kasıtlı bir tercih olmadığından dolayı mazur görülebilir. En azından böylesi bir hâl içinde olan kişiye inançsız denemez. Kur’an’da inancı ifade eden “iman” kelimesi ile dinin pratik tarafını ifade eden “amel” kavramının ayrı ayrı zikredildiği bir gerçektir. Ancak vahyin bütünlüğü çerçevesinden bakıldığında iman ile amelin ayrılmaz bir bütünü ifade ettiği de bir gerçektir. Çünkü amel imanın tezahürü, iman da amelin dayanağıdır. Bunu, bir bakımdan insanın ruh-beden bütünlüğü gibi değerlendirmek de mümkündür. Nasıl ki, ruh-beden bütünlüğünün bozulması, insanın ölümü yani hayatının sona ermesi anlamına geliyorsa, Kur’an’daki iman-amel ilişkisi de böylesi bir bütünlüğü ifade etmektedir. Amelsiz bir iman düşünmek, inançsızlık değilse de inanca karşı açık bir kayıtsızlığa doğru kaymaktır.

Eskiler “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.” demişlerdir. İbadetten uzak duran insan gözden kaybolmuş veya Allah ile irtibatını zayıflatmış demektir. Yüce Allah Kur’an’da “Beni hatırlayın ki, ben de sizi hatırlayayım…” (Bakara, 2/152.) buyurmaktadır. Bu hatırlama ise Yüce Allah’ın Hz. Peygamber (s.a.s.) vasıtasıyla bildirdiği ibadetlerle gerçekleşir. Çünkü insanın Rabbi ile irtibatının en güçlü olduğu anlar ibadetle geçen zamanlardır. Yüce Allah rahmeti ve şefkati gereği insanın bütün zamanını ibadete hasretmesini istemiyor ancak belli zaman dilimlerinde hatırlanmasını da gerekli görüyor. Bunu yapmayan insan, gözden ıraklaşarak gönülden de çıkma rampasına girmiş demektir. Bu ıraklaşmanın bilinçli bir tercihe dönüşmesi ise kronik inançsızlığın başlangıcı anlamına gelir.

Bilinçli ibadetsizlik  deizmin başlangıcıdır

Tarihten günümüze bazı insanların, inandığı hâlde inanmamış gibi yaşamayı arzuladıkları bir gerçektir. Modern zamanlar bu durumun en çok görüldüğü ve yaşandığı bir dönemin adıdır. Bu arzu, yukarıda olduğu gibi tembellik ve kayıtsızlığın değil, bilinçli bir tercihin ürünüdür. Bir başka deyişle bu, aslında taammüden inancın gereğini yapmama hâlidir. Eskiden bir kısım Batınî/ Haşhaşî, dinin namaz, oruç ve zekât gibi vecibelerini kendilerince yorumlayarak bu ibadetleri yapma sorumluluğundan kurtulduklarını düşünürdü. Bugünün insanı ise özellikle ibadetlerin modern hayat içinde yerine getirilmesinin zorluğunu dile getirmektedir. Hatta açıkça “ibadetsiz bir din olması” arzusunu dışa vurmaktadır. Çünkü onlara göre ibadetler hayatı kısıtlamakta, gündüz çalışmayı ve gece eğlenceyi bölmektedir. Dolayısıyla onlara göre ibadet, özgürlük için bir tehlike ve tehdit unsuru olmaktadır. Öyleyse dinin pratikleri olan ibadetler, insanın hayatını minimum düzeyde işgal etmeli, hatta mümkünse bütünüyle hayattan çekilmelidir. Bu yüzden reform hareketleri ile Hristiyanlık modern hayatın gereklerine göre yeniden dizayn edilmiştir. Bu hareket sonuçta deizm denilen Tanrı’nın dünya ile alakasını kesmek suretiyle ilahi müdahaleye kapalı bir dünya kurmak düşüncesine götürmüştür.

XIX. yüzyıldan beri İslam ile ilgili de benzer talepler bulunmaktadır. Nitekim Abdullah Cevdet gibi bazı modern zaman aydınları, içtihadı bir reform aracı gibi kullanmaya kalkışmışlar ve bu yolla İslam’da reform denemelerinde bulunmuşlardır. Çünkü dinin vecibeleri ve ahlaki ilkelerinin, günah ve sevap karşılığına bağlanması, bu şekilde düşünen kişileri rahatsız etmektedir. Bu kişiler her ne kadar Allah’a ve dine inandıklarını sözlü olarak dile getirseler de ibadetleri yerine getirmek söz konusu olduğunda tercihlerini aksi yönde kullanmaktadırlar. Namaz kılmayı, iş kaybı veya iş akışını aksatıcı bulurken oruç tutmanın, verimliliği azalttığını düşünürler. Zekâtı ise bazı insanlara haksız ve emeksiz kazanç sağlama yolu olarak görürler.

Özellikle ibadetleri işlerine geldiği şekilde yorumlayıp kendilerine göre birtakım önerilerde bulunurlar. Onlara göre namaz kılmak, boş vakitleri değerlendirmektir. Çünkü eskiden insanlar günümüzdeki kadar yoğun çalışmıyorlardı. Bu yüzden namaz kılmaya, oruç tutmaya vakit bulabiliyorlardı. Yoğun bir çalışma uğraşısı içerisinde bulunan bugünün insanının ibadete ayıracak vakti yoktur. Zamanın değişmesi dinin değişmesini beraberinde getirir. Modern hayat yenilik demektir. Eskiler ve eski alışkanlıklar geride bırakılmalı ve terk edilmelidir.

Bu düşünce biçimi, bilinçli ve kasıtlı bir tercih olması dolayısıyla inançsızlığa doğru bir kayışın göstergesidir. Çünkü din bölünme ve parçalanma kabul etmez. Böylesi iddia ile ortaya çıkanlar Kur’an’da şöyle tasvir edilir: “Şimdi siz ey müminler bunların size inanacaklarını mı bekliyorsunuz? Onlardan bir kısmı var ki, Allah’ın kelamını dinlerler, gerçekte ne olduğunu kavradıktan sonra dönüp onu bile bile değiştirirler.” (Bakara, 2/75.)

Hak olsun batıl olsun dünya tarihinde ibadet yönü bulunmayan bir din bulmak mümkün değildir. Her dinin mutlaka ibadetleri vardır. Zaten Batı’da gelişen ve insan tabiatına uygun din diye ortaya atılan ‘doğal din’ fikri yürümemiştir. ‘İnsanlık dini’ ismi verilen pozitivist dinin de yaşama şansı olmamıştır. Kâinata ve insana karışmayan bir tanrı inancını öneren ‘deist’ din anlayışının kısa zevklere cevap vermesinin ötesinde uzun ömürlü olması beklenmez. Zaten vahiysiz, peygambersiz ve kitapsız bir dini insanların kabul etmesi ve sürdürmesi söz konusu olmaz. Bu tür bir anlayış belki kısa vadeli arzularının yerine gelmesine veya gündelik zevklerin sarhoşluğuna vesile olabilir ama uzun vadede bu tür modern saldırı ve reform önerilerine direnen dinin hayatta kalacağı ve yaşayacağı açıktır.

Deizmin son durağı ateizmdir

İbadetin terkinin zaman içinde ibadetsiz bir din anlayışına götürmesi, insanın inancına karşı da umursamaz bir tavır almasına yol açması kaçınılmazdır. Her ne kadar bir tanrıya inandığını söylese bile bu tanrının İslam’ın veya müesses dinlerin Tanrı’sı olmadığı açıktır. Bu anlayışta hiçbir işe karışmayan, köşesine çekilmiş, modern zamanların deyimi ile “emekliye ayrılmış bir tanrı” söz konusudur. Bu tanrının insan bakımından bir değeri ve saygınlığı da söz konusu değildir veya varsa bile bunun zaman içinde yok olup gitmesi kaçınılmazdır. Nietzsche’nin çıkıp “tanrı öldü” demesi işte böylesi bir tanrının ölüm fermanının verilmesidir. Bu tanrıyı kendileri zihinlerinde yarattılar sonra da ölüm fermanını yazdılar. Çünkü Nietzsche’nin “öldü” dediği tanrı, İslam’ın veya müesses dinlerin Tanrı’sı değil, modern zaman insanının zihninde oluşturduğu muhayyel bir tanrıdır.

“Peygamberleri onlara dediler ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında bir şüphe mi var? Günahlarınızı bağışlamak için sizi çağırıyor ve size ecel vaktinize kadar mühlet veriyor.” (İbrahim, 14/10.) “Deki ey Peygamber: Gökleri ve yeri yaratan Allah’tan başka tanrı mı edineyim? O Allah, herkese yiyeceğini veren ama kendisi yiyeceğe ihtiyacı olmayandır. Yine onlara de ki: Müslüman olanların ilki olmam ve Allah’a ortak koşanlardan olmamam bana emredildi.” (En’âm, 6/14.)

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ / DİYANET AYLIK DERGİ MART 2018

 

Bu yazı 9782 defa okunmuştur...

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

n

05/04/2021 - 08:34 FELSEFENİN ÇALDIĞI İNSANLAR

n

08/03/2021 - 11:02 TEVHİDDEN HİDAYETE  NEBEVİ RİSALET

n

12/01/2021 - 11:25 İŞTE TOPLUMUMUZUN HÂLİ BU

n

06/10/2020 - 02:15 PEYGAMBER EFENDİMİZİN HİCRET YOLCULUĞU

n

06/10/2020 - 11:27 ŞEHİTLER ÖLMEZ!

n

31/08/2020 - 04:09 SONUÇLARI İTİBARIYLA İSTİĞFAR VE TÖVBE / Dr. Abdülkadir ERKUT

n

06/07/2020 - 09:49 GENÇLİK NEREYE GİDİYOR? / Abdülhamit Kahraman

n

25/06/2020 - 10:51 ŞİMDİ TAM ZAMANI / Abdülhamit Kahraman

n

18/05/2020 - 12:33 CÂMİLER KAPATILDI  CUMALAR KALDIRILDI AMA.. / Abdülhamit Kahraman

n

23/04/2020 - 04:29 RAMAZANDA HAYATIN VE ÖLÜMÜN MUHASEBESİNİ YAPMAK / Dr. Muhlis AKAR 

n

23/04/2020 - 02:47 ŞEHR-İ RAMAZAN VE SORUMLULUK BİLİNCİ / Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ

n

06/04/2020 - 10:26 HER HÂLİMİZE ŞÜKREDEBİLMEK / Dr. Lamia LEVENT ABUL

n

30/03/2020 - 10:30 KULLUĞUN EN GÜZEL KIVAMI: İHSAN / Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ

n

16/12/2019 - 10:13 HZ. PEYGAMBER (S.A.S.) DÖNEMİNDE İLİM / Prof. Dr. Şakir GÖZÜTOK

n

30/08/2019 - 10:56 HARAMDAN HELALE HİCRET ETMEK

n

29/08/2019 - 02:59 ZİKİR: KALPLERİ DİRİLTEN İKSİR

n

17/12/2018 - 01:05 ALLAH’A YÖNELİŞ BİLİNCİNİ TAZELEME: TÖVBE

n

17/12/2018 - 12:56 MANEVİ ARINMA: TÖVBE

n

19/11/2018 - 10:47 İnancı kuşanan gençler

n

19/11/2018 - 10:42 Hz. Peygamberi Gençlere Anlatabilmek

n

17/10/2018 - 03:38 Mescitlerde Namaz Kılmak ve Takva Sahibi İmam Olmak

n

30/03/2018 - 12:31 DEİZMİ VE ATEİZMİ BESLEYEN ÖNEMLİ BİR FAKTÖR İBADETSİZLİ

n

29/03/2018 - 12:11 MÜSLÜMANLARIN İLK KIBLESİ MESCİD-İ AKSA VE MÜBAREK ŞEHİR KUDÜS

n

04/01/2018 - 10:52 NEFİS İLE MÜCADELE CİHAD-I EKBER

n

03/01/2018 - 11:14 DİNÎ TEBLİĞDE DİL VE ÜSLUP NASIL OLMALIDIR?

n

14/11/2017 - 11:22 HZ. PEYGAMBER’İ GÜNÜMÜZ İNSANINA DOĞRU ANLATMAK

n

02/10/2017 - 04:02 İNSAN ONURU VE ALLAH’A KULLUK

n

02/10/2017 - 03:31 ASIL DİN AŞIRI YORUM

n

02/10/2017 - 03:08 DİN GÜVENLİĞİ BAĞLAMINDA DİNİN DOĞRU ANLAŞILMASI VE YORUMLANMASI

n

19/08/2017 - 09:04 Kurban ya da Başından Serçe Geçen Bir Çocuktur  İSMAİL

n

12/07/2017 - 10:42 İNSANLIĞA KARŞI EN BÜYÜK GÜNAH:  FİTNE

n

13/06/2017 - 12:14 RAMAZAN MEKTEBİ

n

13/06/2017 - 12:07 EMANET AHLAKI

n

13/06/2017 - 11:59 RAMAZAN MEDENİYETİ

n

19/04/2017 - 03:16 HZ. PEYGAMBER VE GÜVEN TOPLUMU: DARU'S-SELAM

n

28/03/2017 - 02:41 SANAL DÜNYA VE  DEĞİŞEN MAHREMİYET

n

17/02/2017 - 03:17 PARALEL DİNLERİ KİMLER SEVER

n

17/02/2017 - 12:40 “HADİS İLMİ”NİN İSLÂMÎ İLİMLER ARASINDAKİ YERİ

n

13/02/2017 - 12:17 KALPLERİNDE MARAZ BULUNANLAR: MÜNAFIKLAR

n

01/02/2017 - 11:12 TEFRİKAYA DÜŞENLER GİBİ OLMAYIN

n

29/12/2016 - 10:25 BİR GÜVEN ABİDESİ:  Muhammedü’l-Emin

n

19/12/2016 - 04:10 Fitne ve Fesadın Başka Bir Versiyonu: İFTİRA VE SUÇLAMA

n

18/10/2016 - 11:53 Bir Mektep Olarak CAMİ

n

26/09/2016 - 11:04 Peygambersiz İslam Söylemi

n

22/09/2016 - 12:08 VİCDANIMIZIN "Selfie"SİNİ ÇEKEBİLİR MİYİZ ?

n

21/09/2016 - 02:57 Boş Vakit mi Dediniz?

n

10/08/2016 - 01:00 RASULULLAH (S.A.S.) BÖYLE BUYURDU

n

10/08/2016 - 12:44 Narsisistik Kişilik

n

14/06/2016 - 11:32 Ramazanda Gönülden Tevhidi Yaşamak

n

06/06/2016 - 02:55 Kur’an İkliminde İyiliklerle Dinamik Bir Hayat İnşası

n

02/06/2016 - 04:44 Ramazan ve iYiLiK

n

02/05/2016 - 12:25 HZ. PEYGAMBER’İN MESAJINI DOĞRU ANLAMAK

n

08/04/2016 - 03:14 Yoğunlaşmış İbadet Mevsimi: “Üç Aylar”

n

24/03/2016 - 10:35 DUANIZ OLMASA

n

24/03/2016 - 10:31 SAHÂBE’NİN PEYGAMBER SEVGİSİ

n

01/02/2016 - 11:48 ZÂLİME HAKKI SÖYLEMEK

n

19/01/2016 - 04:35 ZOR ZAMANDA Müslüman Olmak

n

18/01/2016 - 02:04 Huzurda Huşu ile Durmak

n

18/01/2016 - 01:22 Alnı Secdeye Varan Simalar

n

14/12/2015 - 11:41 HZ. ALİ (Ö: 40/660)’NİN KUR’AN-I KERİM ANLAYIŞI

n

01/12/2015 - 02:21 SAHÂBE’NİN PEYGAMBER SEVGİSİ

n

26/11/2015 - 02:10 Namaz: Divan-ı İlahîde Durup Tevhide Ermektir

n

19/11/2015 - 03:13 Kur’an ve Sünnet Perspektifinden Bilgi AHlAKI

n

19/11/2015 - 03:11 İlim, Marifet ve Hikmet İlişkisi

n

22/10/2015 - 12:39 Söz mü Sükût mu?

n

09/10/2015 - 02:23 Haccın Evrensel Boyutu

n

07/09/2015 - 04:20   KURBAN

n

07/09/2015 - 04:14 Mescitler Arasında Mescid-i Aksa’ya Dair

n

06/07/2015 - 12:25 SADAKA-İ FITIR

n

06/07/2015 - 12:23 TERAVİH NAMAZI

n

23/06/2015 - 03:48 Şeytanın Telkini VESVESE

n

19/06/2015 - 04:50 RAMAZAN

n

15/06/2015 - 06:11 Kardeşlik ve Dostluğa Açılan Pencere SELAM

n

15/06/2015 - 03:24 Vücutta Dolaşan Sinsi Düşman: Şeytan

n

12/06/2015 - 03:38 İnsanın Temel Bir Zaafı

n

12/06/2015 - 03:07 Mültecilere Hicret Yurdu            ya da Muhacire Ensar Olmak

n

06/05/2015 - 02:27 DERİN BİR MUHALEFET

n

27/04/2015 - 12:31 Merhameti Kuşanmak

n

27/04/2015 - 12:30 Şiddet Karşısında rahmet Peygamberi 

n

17/01/2015 - 04:13 HADİSLERİN DOĞRU ANLAŞILMASINDA VE YORUMLANMASINDA TAKİP EDİLECEK YÖNTEM

n

23/12/2014 - 04:13 Müslümanın Varlıkla İmtihanı

n

23/12/2014 - 04:12 İslami Bakışla Varlık ve Servet Algımız

n

16/12/2014 - 02:50 SÜNNET VAHİY İLİŞKİSİ

n

27/10/2014 - 03:06 Sabır-Sâbir

n

24/10/2014 - 04:08 Hz. Peygamber ve Genç Sahabiler

n

24/10/2014 - 03:59 Okunması Gerekenler (12)

n

24/10/2014 - 03:53 İslam’ın Gençlik Tasavvuru

n

04/07/2014 - 03:29 BORÇ ve KARZ-I HASEN

n

30/06/2014 - 04:46 Ramazan İklimi ve Helal Kazanç Bilinci

n

09/06/2014 - 11:33 ATÂLETİ TATİL ZANNETMEK

n

05/05/2014 - 02:42 HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)’İN ADÂLET ANLAYIŞI

n

09/04/2014 - 02:07 BİR YÖNETİCİ OLARAK RASULULLAH

n

21/03/2014 - 04:40 Allah’ın Korumasını Hak Etmenin Yolu: Sabah Namazı

n

10/02/2014 - 02:47 Değerini Bilemediğimiz İki Eşsiz Nimet: Sağlık ve Boş Zaman

n

04/10/2013 - 05:02 “Hakikat”in Nihai Temsilcisi:  Hz. Muhammed (s.a.s.) 

n

22/07/2013 - 03:39 Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Asabiyetle Mücadelesi

n

22/07/2013 - 03:33 Şeytanın kardeşleri kimlerdir?

n

18/06/2013 - 05:58 Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Asabiyetle Mücadelesi

n

18/06/2013 - 02:09 Kur’an ayı ramazan ikliminde ‘Oku’ emrinin düşündürdükleri

n

14/03/2013 - 11:17 Okunması Gerekenler (11)
 

Site İçi Arama

6 Sevvâl 1442 |  18.05.2021

Bir Ayet

Bismillahirramanirrahim

“Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”

( İnşirah suresi - 5)

Bir Hadis

Sa’d b. Ebi Vakkâs (r.a.)’tan rivayet edilmiştir:

“(Günün birinde) Sa’d b. Ebi Vakkâs, Resulullah (s.a.) ile birlikte önündeki hurma çekirdekleriyle veya çakıl taşlarıyla tesbih çeken bir kadının yanına girdi. Peygamber (s.a.), kadına: ‘Bundan daha kolayını -veya daha faziletlisini- sana haber vereyim mi?’ diye sordu. Sonra da, kadına;

«Subhânallâhi adede mâ halaka fi’s-semâi ve Subhânallâhi adede mâ halaka fi’l-arzi ve Subhânallâhi adede mâ beyne zâlike ve Subhânallâhi adede mâ huve hâlik.» (Ben Allah’ı gökyüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Ben Allah’ı yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Ben Allah’ı yer ile gök arasında yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Ben Allah’ı bundan sonra yaratacakları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim.) de.”
«AllahuEkber»i de böyle, «el-Hamdulillâh»ı da böyle, «Lâ ilâhe illallâh»ı da böyle, «Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh»ı da böyle söylersin.”

[Tirmizî, Deavat 114 (3568); Ebu Davud, Vitr 24 (1500)]

Bir Dua

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ım! Seni zikretmek, nimetlerine şükretmek ve sana en güzel biçimde ibadet etmek konusunda bana yardım eyle.”

(İbn Huzeyme, Duâ, No: 751)

Hikmetli Söz

En üstün ahlaki hareket; sana gelmeyen akrabaları ziyaret etmen, seni mahrum edenlere ikramda bulunman ve sana kötülük yapanları affetmendir.

Canlı yayın

İslam Ansiklopedisi

  Tasarım : Networkbil.NET

@2008 kuraniterbiye.Com