Hz. Peygamber, ashabından bazılarını zekât memuru olarak görevlendirir ve Müslümanlardan bu kişiler vasıtasıyla zekâtların toplanması sağlanırdı. Bunlardan biri de İbnü’l-Lütbiyye isimli
bir şahıstı. İbnü’l-Lütbiyye, vazifesini tamamlayıp topladığı zekât mallarını Hz. Peygamber’e getirdiği zaman bunların bir kısmını kendisine ayırıp,
“Bu sizin payınız. Bunlar da bana hedi ye olarak verilenler.”demişti. Allah Resûlü ise onun bu haksız tavrı karşısında hiddetlenmiş ve orada bulunanlara şu konuşmayı yapmıştı:“
Bu adam babasının veya anasının evinde otursaydı, kendisine bu hediyeler verilir miydi, yoksa verilmez miydi bir baksın! Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, herhangi bir kişi zekât malından haksız bir şey alırsa, kıyamet gününde çaldığı o malı boy nunda yüklenerek getirir. Çaldığı bir deve ise inleyip bağırarak, eğer sığır ise böğürerek, koyun ise meleyerek getirilir.”
(Buhârî, Hibe, 17)
Bir Dua
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur
“Allah’ım! Yolculuğun yorgunluk ve sıkıntılarından, yoldan kötü bir şekilde dönmekten, iyi hallerden kötü hallere düşmekten, mazlumun bedduasından, mala ve aileye gelecek kötülüklerden sana sığınırım.”
(Müslim, Hac, 426)
Hikmetli Söz
Üç zümreye, üç şey çirkin düşer: Padişahlara sertlik, âlimlere mal sevdası, zenginlere cimrilik.