|
Kalp, bedenimizin önemli bir cüzü. Kan pompalar, oksijen taşır; canlılığımızın önemli bir kaynağıdır. Bu yönüyle o, maddi bir uzuv olarak da insan için vazgeçilmezdir. Ancak Kur’an, kalbi, yalnızca göğüs kafesindeki biyolojik bir yapı olarak görmez, o aynı zamanda anlayabilen, düşünebilen, idrak edebilen, ilahi hitabın muhatabı ve manevi yaşamımızın da merkezidir. Dahası kalbimiz, imanın, küfrün, sevginin, nefretin ve korkunun da mekânı. Kısacası bizi biz yapan latif bir cevher. Yüce Kitabımıza göre kalbimiz, derin akledişin ve anlayışın da (basiret) karargâhı. Onun için Kur’an’a göre kör olan gözler değil anlamayan, akledemeyen ve iman edemeyen göğüslerin içindeki kalplerdir. (Hac, 22/46) Bu açıdan kalbin görmesi (basiret), gözün fiziksel görmesinden daha derin bir anlam taşır. Kalbin temizliği/istikameti, Allah katında insan değerinin de yegâne ölçüsü. (Şuara, 26/88-89) Belki de bu nedenle sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), “…Bilin ki! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, kalptir.” (Buhari, İman, 39) buyurmuştur. Çünkü insan için ebedî mutluluğu kazandırabilecek amelî/ahlaki hayat, yalnızca selim/temiz bir kalp ikliminde filizlenip yeşerebilir. Kalp, köken itibarıyla “değişen/dönüşen” anlamına gelen “kalebe” filinden türemiştir. Bu nedenle değişir, dönüşür, hâlden hâle girer. İyi bir insan olmak ve ahirette ebedî kurtuluşa erişmek için onu temiz ve iyilik üzere sabit tutmak önemlidir. Yüce Allah, bizim mallarımıza ya da şekillerimize bakmaz, kalplerimize ve amellerimize bakar. (Müslim, Birr, 34) Kalbin kararlılık hâlini/dengesini korumak ise onu sağlam bir iman üzerine sabit kılmak, sürekli Allah’ı zikrederek ve güzel davranışta bulunarak desteklemekle olacaktır. Yapılan yanlışlar, işlenen günahlar kalbi lekeler, üzerinde perde oluşturur ve hakikate ulaşma imkânını ortadan kaldırır. Zira işlenen “günahlar kalbi paslandırır”. (Mutaffifin, 83/14) Kalbi korumak, temiz tutmak ve pas tutmasını engellemek için de onu marifetullaha ayna kılmak gerekir. Çünkü kalpler yalnızca Allah’ı anmakla huzur bulur. (Rad, 13/28) Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bunu “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.” (Tirmizi, Deavat, 89) ifadesiyle vurgulamıştır. Aksi durumda kalp pas tutar, katılaşır, hakikatten yüz çevirir. Pas tutan bir kalp, giderek duyarsızlaşır, doğru ile yanlışı ayırt edemez duruma gelir ve nihayet hakikatten yüz çevirir. Bu ise kalbin doğru çalışmadığında “mühürlenebileceği” (Bakara, 2/7) ve “taşlaşabileceği” (Bakara, 2/74) anlamına gelir. Mühürlenen bir kalp ise artık idrak ve duyarlılık işlevinin yitirilmesi anlamına gelmektedir. Mühürleme işlemi, Allah’ın insanı zorla saptırması değil insanın kendi iradesiyle girdiği yolda attığı adımların tescillenmesidir.Bu durum, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; aksine, iradesini hangi yönde kullandığının ne kadar hayati bir sonuç doğurduğunu vurgular. Bakara suresinde yer alan “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir…” (Bakara, 2/7) ifadesi, ilk bakışta sanki insanın iradesi dışında gerçekleşen bir cebir (zorlama) gibi görünse de bu bir adaletsizlik değil insanın özgür iradesiyle yaptığı tercihlerin kaçınılmaz manevi sonucudur.Başka bir deyişle kalbin mühürlenmesi, insanın kendi tercihi ve davranışlarıyla kalbini nadasa bırakması, hidayete yönelik tüm kapıları kendine kapatması ve hidayeti kendi elleriyle ördüğü duvarların ardında bırakmasıdır. Bu durum, Allah’ın insanı bir şeye zorlaması ve haksız müdahalesi değil aksine insanın küfürde, azgınlıkta ve günahta ısrar etmesi sonucu gerçekleşen ilahi bir yasanın sonucudur. Kalbi mühürlenen insanın sinesinde bulunan kalp, işlevini kaybetmiş, hakkı batıldan ayırt edemez hâle gelmiş ve hiçbir uyarının fayda etmeyeceği bir noktaya ulaşmıştır. Bakara suresinin hemen ikinci sayfasında bu durumun oldukça detaylı bir portresi çizilmiştir. Onlar küfürde/nifakta yarışmışlar, iyilikten uzaklaşmışlardır. Sonuçta yaptıkları kâr getirmemiş, hiçbir uyarının/nasihatin fayda vermeyeceği noktaya ulaşmışlar ve bunun sonucu olarak da kalpleri mühürlenmiştir. Kalbin mühürlenmesi, insanın yaptıklarının bir sonucudur. Her çeşit fiilin yaratıcısı Allah olduğu için de Allah’a nispet edilmiştir. Kalbin mühürlenmesi, bir anda olan bir şey değil işlenen günahların kalp üzerinde oluşturduğu lekelerin sonucudur. Onlar ısrarla hatalı seçimler yapmışlar, yanlış davranışlar peşinde koşmuşlar, sineleri pas tutmuş (Mutaffifin, 83/14), kalplerindeki manevi ayna kararmış ve artık hakikati yansıtamaz hâle gelmiştir. Bu durum onları giderek hakikate karşı duyarsızlaştırmış ve gafillerden olmuşlardır. (Nahl, 15/108) Artık düşünmezler, akletmezler, göğüslerinde taşıdıkları marifetullaha ayna olan kalp değil sadece bir et parçası olmuştur. İnsan, kendi eliyle bu manevi cevheri kirletmiş ve işe yaramaz hâle getirmiştir. Unutmamak gerekir ki kalbimiz, insanın anlayıp iman ettiği, ilahi tecellilerin aksettiği bir aynadır ancak insan, bu aynayı gaflet tozları ve günahla kirletebiliyor. Gönül aynasını parlatan en tesirli iksir, Allah’ı her an zihinde ve dilde canlı tutmaktır. Kalbin etrafında örülen o karanlık perdeler ancak vahiyle kurulan sarsılmaz bağ/iman ve güzel davranışlarla aralanabilir. Kalbe düşen her lekeyi, pişmanlık gözyaşlarıyla yıkamak (tövbe), kalbi arındırmanın ve asli saflığına döndürmenin hayati yoludur. İmanıyla vahyin esenlik veren iklimine sığınan insan, her istiğfarda gönlünü yeniden inşa edecek, günahın pasıyla katılaşan kalbini Kur’an’ın rahmet pınarlarıyla yeniden canlandıracaktır. İnsan, tövbeyle ve gözyaşıyla kalbini arındırıp ibadet ve güzel ahlakıyla kalbini yeniden inşa ederken bununla yetinmeyecek, kalbin bu değişken tabiatını istikamet üzere tutmak için “kalpleri hâlden hâle çeviren” sonsuz kudretin lütfuna ve duanın muhafaza kalkanına da sığınacaktır. Akıldan çıkarmamak gerekir ki bütün bunlarla birlikte helal rızkın manevi diriliği ve tefekkürün aydınlığıyla şekillenen bir hayat, insanı bencil ihtiraslardan, manevi kirlerden arındıracak, kalbi manevi paslarından azade edecek ve onu asli fıtratı üzere (kalb-i selim) muhafaza edecektir.
Prof. Dr. Temel YEŞİLYURT DİYANET AYLIK DERGİ |