Vasat ümmetin mücadele zemini vahiyle meşruiyet kazanıyor...
Mücadele ahlakının mücadelenin kendisinden daha fazla önem
arz ettiğini söyleyebiliriz...
İslami mücadeleden anladığımız nedir? Biz niçin ve nasıl
mücadele etmeliyiz? Amacımız nedir?
İntikam, ihtiras, istibdat, işgal, istila, ihtişam, iktidar
için değil… Öncelikle rızayı ilahi, İslam’ın itibarı, ümmetin izzet ve
özgürlüğü için seferde olmayı kaçınılmaz görürüz...
Şunu net olarak belirtmek gerekir ki; bu yolda haklı olmak
yetmez, hak yolunda adil ve ahlaklı olmak gerekir... İstikamet üzere, ihlas
yüklü bir yürekle yürüyüşü sürdürmek zorundayız…
Hakkı savunurken kimseye haksızlık edemeyiz, bu düşmanımız
bile olsa… Adaleti şiar edinenlerin öfkelerine esir düşmeleri kabul edilemez...
Ahlaki zeminini kaybeden bir dava, güç ve organize
kabiliyeti ile hedefe ulaşamaz...
Siyasi bilinç, stratejik derinlik, analitik düşünce,
örgütsel disiplin ahlaki yücelikten yoksun olunca beklenen amaç hâsıl
olmuyor...
Mücadelede güçlü olmak, ilkelerimizi ihlal etme hakkını
doğurmaz… Duracağımız yeri gücümüz değil, ilkelerimiz belirler...
Öfke ölçünün önüne geçtiği an mücadele bitmiştir...
Bizim ahlakî öğretimiz sadece kendi aramızda değil, karşıt
olduklarımızı da kapsıyor...
Düşmanın tüm ahlakdışı uygulamalarına rağmen, öfkemize yenik
düşmeden ahlaki duruşumuzu titizlikle korumalıyız...
Zulme karşı direnirken zulmeden kişiye dönüşmemek...
Haklıyken haksızlaşmamak... Mazlumken zalimleşmemek...
Öfke çağında adalet dengesi... Hıncımız haddi aşmamıza neden
olmasın… Mesele savaşta insanlığımızı kaybetmemek...
Mücadeleyi kazanabiliriz, fakat kendimizi kaybedersek asıl o
zaman yok oluruz...
Ahlakı askıya alarak mücadeleyi sürdüremeyiz... Belki de en
ağır imtihan alanımız ahlaki boyuttur...
Mücadele ahlakı mücadele hukukundan önce gelir… Çünkü
ahlakın desteklemediği hukuk metinlerinin satırlarda kaldığına tarih
şahittir...
Peygamber Efendimizin bizlere sunduğu muhteşem mücadele
ahlakı öğretisi tüm güzelliği ile çağa taşınmayı bekliyor...
Onun ahlaki mirasını bu çağda sürdüren üç İslami direniş
hareketinden üç kesit paylaşmak istiyorum:
1- Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MİLF) ve lideri; Selamet
Haşimi
2- Bosna'da Genç Müslümanlar Hareketi ve lideri; Aliya
İzzetbegoviç
3- İslami Direniş Hareketi (HAMAS) ve lideri Şeyh Ahmed
Yasin
Üç farklı coğrafya, üç farklı cephe, ancak aynı ahlaki
temeller üzerinde sürdürülen ve yükselen bir direniş...
Selamet Haşimi direnişin en zorlu günlerinde, Barira
bölgesinde, düşman askerlerini tuzağa düşürüyor, ciddi kayıplar verdiriyor.
Çatışmanın en sıcak bir anında üç saatlik bir ateşkes emri veriyor ve düşman
güçlerine sesleniyor:
“Gelin cesetlerinizi alınız, insan olmaları hasebiyle bizim
ölülere saygımız var. Onların yırtıcı hayvanlar tarafından telef olmasını
istemiyoruz.”
Üç saatlik bir aradan sonra çatışmaya kaldığı yerden devam
ediyor. Düşman askerlerinin ölülerine bile gösterilen duyarlılık... İşte Müslümanlık
farkı...
Selamet Haşimi'nin kaleme aldığı tek bir kitabı var...
Mücadele Ahlakı... Bunu da kadroların eğitimi için yazmış...
Aliya İzzetbegoviç... Bosna direnişi yıllarında en titiz
olduğu husus: Direniş ahlakı... Temel ilke düşmana benzememek...
"Biz düşmana benzediğimiz zaman savaşı kaybederiz.
Bizim bir savaşımız varsa, bir de ahlakımız var. Sırplar bizim öğretmenimiz
değildir."
Kurucu lideri Şeyh Ahmed Yasin olan Hamas... Meşruiyet,
masumiyet, mazlumiyet zemininde yıllardır muhteşem bir mukavemet sürdürüyor...
Öyle ki maşeri vicdanı fethetti, Siyonistleri küresel vicdanda mahkûm etti...
Bugün en son yaşanan Gazze savaşında askeri üstünlük
İsrail'de olsa bile ahlaki yücelik Kassam Tugaylarında...
Esir takası esnasında İsrailli kadın rehine Kassam askerine
ne demişti?
"Bizim ordumuz çocuklarınızı, yaşlılarınızı,
gençlerinizi öldürdü. Halkınıza soykırım uyguladı. Ama siz... Siz beni
koruyorsunuz, yedirip, içiriyorsunuz, bana hediye veriyorsunuz. Bu esaretimde
aldığım "mezuniyet belgesi" hayatımın en önemli belgesi olacak! - Siz
hangi insan hamurundan yaratıldınız? - Peki ya burada, Gazze'de sizinle kalmak
istersem?
Ramazan Kayan MİLAT GAZETESİ