Ana Sayfa   |   Görüntülü Dersler   |   Sesli Dersler    |   İlmi Yazilar    |   Yazarlar   |   Sorular ve Cevaplar   |   İletişim   |   Foto Galeriler   |   Ziyaretçi Defteri

Kur`an-i Kerim ve Mealleri

Namaz Sureleri Tefsiri

Cuma (Tefsir) Dersleri

Hadis Dersleri

Cami Dersleri

Hz Peygamberin Hayatı (s.a.v)

Sahabe Hayatı

İnsanı Tanımak (Radyo)

İnsanı Tanımak (Tv)

Tv Programları

Seminer ve Konferans

Özel Kısa Dersler

Özel Konular

Fıkhi Konular

Belgeseller

Aile Eğitim Seminerleri

Aile Eğitim Yazıları

Çocuk Eğitimi Yazıları

Kuran Araştırmaları

Üyelik Girişi

Kull. Adı

:

Şifre

:
   

Ücretsiz Üyelik
Şifremi Unuttum

Güncel Videolar

Dünya İslama Koşuyor
Eğitimcilere ÖZEL
04- Gazze Duası
Avusturalyalı Gencin Müslüman Oluşu
Anne Babaya İtaat
Gençlerle İletişim (Günışığı- Reşitpaşa​)
Ahmet El-Acemi / Dua
Ölüm- 3
Ölüm- 2
Ölüm- 1
Uyumlu Evlilik Yöntemi (Bulgurlu)
İmanın Anlamı ve Aşamaları (İkitelli / M.Akif)

Esma'ül Hüsna

 

Namaz Vakitleri

Sayaç

Sayac
Tekil (Bugün) 1300
Toplam 9425663
En Fazla 16179
Ortalama 2155
Üye Sayısı 1053
Bugün Üye Olan 0
Online Ziyaretci

Anket

KURAN OKUYORMUSUNUZ ?

Seçenekler

Ayda bir Kur'an okuyorum

Onbeş günde bir Kur'an okuyorum

Haftada bir Kur'an okuyorum

Hergün düzenli Kur'an okuyorum

Kur'an okumuyorum

Sonuçları Göster

 
 

 
Şahit Olmak...
20/02/2016 - 11:07
 
Ramazan Kayan
Hayatın gerçeği, gerçeğe tanıklık etmektir…
Varoluşun amacı, vahye şahit olmaktır…
Şahitliklerini yitirenler, sahte yaşamların sefaleti içinde sürünür dururlar…
Bu durumda yaşamını Hakk’a şahit tutmayanları yaşıyor sayabilir miyiz?
 
Hakk’ın tanığı olmak, Hakk’ın tarafı ve taşıyıcısı olmaktır… İnsan kendini tanıdıkça, vahye tanıklığı idrak edecek ve sorumluluk alanına dönecektir…
 
Peki, şahit kimdir?
 
Bir şeyin aslını ve gerçeğini ortaya çıkarmada kendisine başvurulan kişidir… Bu bakımdan vahyin şahitleri; Hakk’ın açığa çıkması, yayılması ve yücelmesi için kendilerini ortaya koyan kişilerdir… Bunlar inandıkları değerleri ve doğruları canı pahasına canlı tutmak, yani canlandırmak derdindedirler… Bu sayede ulvi değerleri, rabbani ilkeleri, canlı bir örneklikle, kalıcı bir önderlikle sürdürebilen kutlulardır…
 
Şahitlik hayatın tamamını kuşatan bir sorumluluk bilinci, mücadele biçimi ve yaşam tarzıdır… Bu bağlamda adanmışlık, aşk ve aşkınlık iç içedir… İşte bu sayede imanın öngördüğü bir hayatı yaşayarak insanlara örnek olma imkânı oluşur…
 
Evet, şahit özne insandır. Yine o öncü, özgün, özgür, önder olma potansiyelini bünyesinde taşımaktadır…
 
Kur’an’a göre aslolan şahit olmaktır ve de şahit kalmaktır… Çünkü iman etmek doğal olarak şahit olmayı gerektirir… Böyle olduğu içindir ki Yüce Rabbimiz Hz. Muhammed (sav)’i bize şahit olarak takdim eder… Çünkü o (s.a.v.) sadece haberci, aracı değildi; pratiği belirleyen muhteşem bir örnekti…
 
Tüm güzellikler, aranan özellikler onda mündemiçti… Onun şahitliğinin uzanmadığı hiçbir alan yoktu… Cahiliyenin tüm zorbalıklarına rağmen kendini gizlememiş, vahye tanıklığını sürdürmüştür…
 
Şimdi bizler de şayet Rasul’ün örnekliğini bugüne taşıyabilirsek çığırlar açabilir, toplumsal sorumluluklarımızın altından kalkabiliriz…
 
Evet, sahici şahitlikler iz bırakır, etki eder, umut verir, ufuk açar… Hatta şahitliğin, şehitlikten de etkili boyutları vardır… Şehit olmakla kendinizi kurtarırsınız, şahit olarak sorumluluklarınızı sürdürür, nitelikli bir örneklikle nice insanın hidayet bulmasına vesile olabilirsiniz… İşte dünyada en büyük kazanım budur… Ancak hayatı kendisi için yaşayanların bu şahitliği taşımaları beklenemez… Bir başkası için yaşama erdemini kuşananların üstesinden gelebileceği bir sorumluluktur…
 
Şahitler, dinamik ve diriltici bir ruh ile ölü yüreklerin dirilişini hedeflerler…
 
Vahyin şahidi olan mümin; ışığını, rengini, suyunu, soluğunu vahiyden almıştır… Kur’an ahlakıyla ahlaklanmıştır… Allah’ın boyasıyla boyanmıştır… Vahyin nuruyla nurlanmıştır… Vahiy şahitlerde ete kemiğe bürünmüştür… Zaten İslami şahsiyetin vücut bulması vahye şahitlikle mümkündür…
 
Mümin şahitliğinden dolayı referanstır… Güvenin, samimiyetin ve sadakatin adresidir… Müminin varlığı senet, duruşu hüccettir…
 
Hakkın ikamesi, adaletin idamesi ve zulmün izalesi şahitler eliyle mümkündür…
 
Evet, hakikat şahitlik ister… Şahitlik adalet ister, bunsuz olmaz…
 
Vasat ümmetin vasfı budur… Merkez kişilikler, model insanlar tüm zamanların ihtiyacıdır…
 
İnsanın iç dengesi, evrenin muvazenesi, toplumun insicam ve intizamı vahye şahitlik üzerinden ancak gerçekleşir…
 
Evet, adaleti ayakta tutan şahitler olmak… İşte varoluşun sırrı budur…
 
Müşahit değil, şahit olmak… Sahip olduklarımızla öğünmemek, şahitliğimizi sorgulamak… Örnekliğimizi önemsemek yani vahye şahitlikten şaşmamak ve sapmamak… Bedel ödeyerek, risk alarak, çilesini çekerek, yani hak ederek… Zulme, sömürüye, yalana karşı tanıklığı güncellemek… Ahlaktan ödün vermeden, adaletten kıl kadar sapmadan tanıklığı tamamlamak… Çünkü tanıklık; kulluktur, yükümlülüktür, sorumluluktur… Şahitlik; aidiyettir, temsiliyettir, teslimiyettir… Bunun dışında kalmak hüsran ve hicrandır…
 
O halde her şeyi vahye şahitlik üzerinden değerlendirmek durumundayız… Ne olursak olalım; savaşçı, barışçı, devrimci, direnişçi, ıslahatçı, davetçi, inşacı… Önemli olan şahitlikle örtüşüyor mu, çelişiyor mu buna bakacağız…
 
Bize düşen sadece seyreden, dinleyen, izleyen, tartışan, konuşan, düşünen, yorumlayan olmak değil, şahit olmak, yani olaylara müdahil olmak, gerektiğinde muhalif olmak, farkımızı ortaya koymak, hakikatin tercümanı olmaktır…
 
Şu sınav dünyasında sahip, malik, kiracı, yolcu, hancı olmak önemli değil, bizden istenen hidayetin taşıyıcısı, hakikatin savunucusu, rahmetin müjdecisi olmaktır…
 
Peki nasıl?
 
Şayet yaşadığımız çağın rabbanileri, havarileri, sahabileri biz olabilirsek, kuşkusuz şahitlerden yazılırız… Vahyi kuşanarak kendi aramızda kardeşleşerek… Salihler buluşmasını gerçekleştirerek hedefe uzanabiliriz…
 
Tabii ki salih olmakta yetmez, muslih olmak gerekiyor…
 
Artık tanıklıklardaki tutarsızlıklara tahammül kalmadı… Kuşatıcı, kalıcı, köklü bir örneklikte karar kılmak gerekiyor… Bunun için de vahiyle tezkiye olmuş nefisler ve nesiller lazım…
 
Vahiyle durulmayan, dolmayan, doymayan ve demlenmeyen ruh ne Medine’yi inşa edebilir, ne de Mekke’yi fethedebilir…
 
Tüm vahşetleri ancak vahiyle tasfiye edebiliriz…
 
Özlenen vahdeti de ancak vahiyle kurabilir, koruyabiliriz… .
 
Ama bilelim ki önce bizden vahye şahitliğimiz sorulacaktır… “Rabbimiz! Bizi şahitlerle beraber yaz.”

Bu Makale 1702 defa okunmuştur

 

Yazdır

YAZARIN DİĞER YAZILARI

©

30/03/2020 - 10:43 Ev ödevi

©

02/03/2020 - 11:06 Normalleştirilmiş anormallikler

©

27/01/2020 - 13:13 Vahiyle vücud bulmak

©

16/12/2019 - 10:40 Örtülü çıplaklık

©

14/10/2019 - 10:50 Toplumsal Enkazın Altında: “AİLE”

©

02/09/2019 - 10:19 Oyalanma odaklan!

©

10/06/2019 - 12:39 İnsan, en muhteşem muamma…

©

21/05/2019 - 11:03 Sade hayat

©

01/02/2019 - 14:09 Değişim İradesi

©

13/10/2018 - 14:29 Hayat paylaşmaktır

©

19/02/2018 - 12:35 Heva ile Heba Olmamak İçin

©

19/01/2018 - 18:49 Kaybolmamak için…

©

25/12/2017 - 14:04 Rüya mı, kabus mu?

©

20/11/2017 - 10:36 Heyecanımıza ne oldu?

©

25/10/2017 - 09:48 Ömür Boyu Davet

©

28/09/2017 - 14:33 Hicri hicranlar

©

07/07/2017 - 16:15 Onur Sınavı

©

29/05/2017 - 12:26 İnsanoğlu Zayıftır

©

03/05/2017 - 15:51 Nebevi Vasiyet

©

13/03/2017 - 11:10 Tevbesizliğe Tevbe

©

01/02/2017 - 11:48 Kâbe’nin Mesajı

©

03/01/2017 - 14:25 Nasıl kurtuluruz?

©

08/12/2016 - 09:14 Ertelenen Evlilikler

©

05/10/2016 - 10:20 Allah’la Dost Olmak...

©

25/06/2016 - 09:43 İSRAF TOPLUMU

©

08/04/2016 - 14:22 Gaye ve Gayret

©

20/02/2016 - 11:07 Şahit Olmak...

©

19/01/2016 - 16:38 HELAL YAŞAM

©

15/12/2015 - 13:44 ZAFER ZAAFI

©

18/11/2015 - 11:31 DÜNYA VE DURUŞ

©

13/10/2015 - 12:30 SORUMLULUK ALANIMIZ

©

10/03/2015 - 10:59 “Haydi gelsene…”

©

31/10/2014 - 14:33 DEĞER AŞINMASININ ACI AKIBETİ; VEFASIZLIK…

©

01/09/2014 - 15:25 YAŞAMIN EMARI

©

04/08/2014 - 13:52 Öncemiz ve sonramız bayram olsun.

©

04/07/2014 - 15:51 Açın Halinden Kim Anlar

©

09/06/2014 - 11:51 KENDiMiZ OLMAK KENDiMiZ KALMAK

©

05/05/2014 - 12:31 YENİDEN KARDEŞLİK

©

09/04/2014 - 14:14 İyilik Erleri

©

01/02/2014 - 13:44 Temiz Hayatlar

©

04/12/2013 - 13:38 Dindarlığın Modernizmle Sınavı

©

04/10/2013 - 14:16 Selim bir gelecek için

©

12/08/2013 - 10:40 Duayı Kuşanmak

©

19/06/2013 - 16:24 Uyum Krizi

©

20/05/2013 - 14:23 Yeniden Kardeşlik

©

18/04/2013 - 10:49 Geleceği İnşa Sorumluluğu

©

19/03/2013 - 14:35 Aktif ve Afif kadın

©

19/02/2013 - 11:22 Güzel bir gelecek için

©

28/01/2013 - 14:03 Fıkıhsız Toplum Fakihsiz Hareket

©

24/12/2012 - 11:13 İhtilaf Ahlakı

©

22/11/2012 - 14:17 Hicri hicranlar

©

25/09/2012 - 15:25 Mekke`de Mekke`yi aramak

©

27/08/2012 - 12:41 Haddini aşan zıddına döner

©

23/07/2012 - 11:30 Sıcak Sınav

©

28/06/2012 - 12:36 Denge ve düzen

©

04/06/2012 - 11:34 Allah’ın İhsanı, İnsan

©

25/04/2012 - 15:05 Dindarlığın modernizmle sınavı

©

26/03/2012 - 11:47 Modern Zamanlarda Aile Açmazı

©

02/01/2012 - 12:07 NASIL BİR GENÇLİK?

©

28/11/2011 - 13:08 Arzın ıslahı için...

©

03/10/2011 - 12:13 Evrensel Kardeşlik Buluşması; Hac

©

05/09/2011 - 14:37 Müsait zamanlar Müslümanlığı

©

03/08/2011 - 11:07 Güzele, En Güzele

©

04/07/2011 - 12:49 Tembelizm

©

03/06/2011 - 12:06 Yüce Ahlak

©

09/05/2011 - 12:01 Kaygan zeminde kaim kalmak

©

11/04/2011 - 15:05 Muttaki toplum

©

07/03/2011 - 13:17 Üçlü Reçete

©

14/02/2011 - 12:08 SERVET SINAVI

©

06/01/2011 - 11:51 Evlad-ı Rasul’ün Vedası…

©

02/12/2010 - 11:24 Evlilik mi, Evcilik mi?

©

14/10/2010 - 19:12 Tüketen ve Tükenen İnsan

©

27/07/2010 - 11:07 Aklı Selim

©

22/06/2010 - 12:18 Tevhidi Varoluş

©

18/05/2010 - 12:12 5 EM

©

16/04/2010 - 11:26 Nebevi Vasiyet

©

22/03/2010 - 16:29 Zamana Yenik Düşmemek

©

18/02/2010 - 12:20 İnsan ve İnfak

©

21/01/2010 - 11:17 Hesap dönümü

©

03/12/2009 - 11:30 İlla Namaz

©

19/10/2009 - 13:47 Özgün eğitim

©

24/09/2009 - 11:13 TEZKİYE GÜNLERİ

©

25/06/2009 - 09:43 Müslüman şahıs mıyız? Müslüman şahsiyet miyiz?

©

01/06/2009 - 15:02 Eti Senin, Kemiği Benim!

©

28/04/2009 - 16:09 Geciken Adalet

©

07/04/2009 - 14:15 Hakkıyla Kulluk

©

09/03/2009 - 16:35 Ödünç Özgürlükler

©

09/03/2009 - 15:18 Toplumsal İnşa Sorumluluğumuz!

©

10/11/2008 - 22:32 Yürüyen Ahlak

©

05/09/2008 - 13:42 EY DİRİ AY! DİRİLT BİZİ!
 
 

Site İçi Arama

  08.04.2020

15 Sa'bân 1441

Bir Ayet

Bismillahirrahmanirrahim

Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, biz de şüphesiz beklemekteyiz."

( En'âm Suresi - 158)

Bir Hadis

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'dan rivayetle,
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle

“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin.
Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin.
Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”



(Müslim, Îmân 78)

Bir Dua

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ım! Kötü ahlaktan, nefsani arzulardan, kötü işlerden ve ayıp şeylerden beni uzaklaştır.”

(İbn Hibbân, Ed’ıye, No: 960)

Hikmetli Söz

PABUCU DAMA ATILMAK

Bugün, bir atalar sözü olarak dilimize yerleşmiş olan "pabucu dama atılmak" deyimi, Âhilik'ten kalma bir güzellik...

Âhilik geleneğinin devamı olan Osmanlı esnaf teşkilâtı, son derece sağlıklı işleyen bir kuruluştu. Bu sistemde, her esnaf birliğinin bir kethüdası bulunur, bu kethüda, o meslek dalının inceliklerini, kanunlarını, yönetim biçimini iyi bilir, esnafın çalışma düzenini ve dürüstlüğünü denetlerdi.

Esnaf ile kethüda arasında, yiğitbaşı denilen bir kişi bulunur, sanatında hile yapanlar olursa, yiğitbaşı tarafından tesbit edilerek kethüdaya bildirilir ve gerekli cezai işlem başlatılırdı. Yani bugünün TSE kontrolörlüğünün benzeri bir yapılaşma.

Herkesin meslek ahlâkına özen göstererek çalıştığı o dönemde, yanlışlık yapanlar da olurmuş. Yapılan bir çarık, çabuk sökülen yahut delinen ayakkabı sebebiyle şikâyet olursa, kethüda çarıkçılar yiğitbaşını çağırıp tahkikat yaptırır ve eğer bir îmâlât hîlesi söz konusu ise ilgili usta çağırılır, esnafın ileri gelenleri, yiğitbaşı ve diğer meslek temsilcileri huzurunda kethüda tarafından tekdir edilir. Aldığı ücretin müşteriye geri verilmesi sağlanır ve dava konusu olan ayakkabı da kullanılmamak için dama atılırdı.

Bir esnafın yaptığı ayakkabının dama atılması, o usta için büyük ayıp olup meslekteki şeref ve îtibârını sıfırlar ve müşterisinin azalmasına yol açardı. Bu uygulama, bütün esnaf teşkilatı için bir genelleme niteliğinde olup birisi hakkında "pabucu dama atıldı" denilmesi, artık o meslekten ekmek yemesinin zor olduğuna işaret sayılıp esnafın titiz çalışması temin edilmiş olurdu.

Yazarlar

Canlı yayın

İslam Ansiklopedisi

  Tasarım : Networkbil.NET

@2008 kuraniterbiye.Com