Ben seninle “Biz” olmak istiyorum

Görsellik boyutunda aile kurarken aklı gözüne inmiş bireyler sürekli güzel ya da yakışıklı kavramlarını ön plana çıkartmaktadır.
28/01/2013


Aile olabilmek, henüz küçük yaşlardan itibaren zihnî alt yapımızda yer alan bir hayaldir. Bu hayali gerçekleştirebilmek için ise en doğru, en iyi ve en ideal ismi belirlemek gerekmektedir. İşte bu durumda sadece kendi düşünceniz değil etrafınızda ve mevcut ailenizde yer alan insanların fikirleri ve sohbetleri de etkili olmaya başlayacaktır. Ne acıdır ki ülkemizde boşanmaların artmasının da etkisiyle kişiler evleneceği insana dair sorgulamalardan önce evlenme hususunda tereddütler yaşıyor. Hâl böyle olunca bir çoğumuz karar alırken ciddi zorlanmalar hatta tedirginliklerle karşı karşıya kalıyoruz.



Aslında evliliğe karar verirken kendimizi doğru tanımak ve tanımlamak zorundayız. Çoğunluk itibarıyla etrafımızdaki insanların fikirleri ve evlilikleri bizim için bir yol haritası olmakta ve kendimiz için değil de ailemiz ve çevremiz için evlilikler kurmaktayız. Elbette ki evliliklerin bir yönü ailenize bir yönü de çevrenize dönüktür. Ancak % 90 itibarıyla kendi yuvanızı kuracağınız evliliklerde kendiniz ve geleceğiniz için evlilik yaptığınızı fark etmelisiniz. Bundan dolayıdır ki insanlar sürekli iki husus arasında gider gelir. Bunlardan birincisi görsellik, ikincisi ise muhatabını “karşı cephe” gibi düşünmektir.



Görsellik boyutunda aile kurarken aklı gözüne inmiş bireyler sürekli güzel ya da yakışıklı kavramlarını ön plana çıkartmaktadır. Bu durumlar günümüzde bir hayli fazla yaşanmakta ve insanlar gönül gözlerini devre dışı bırakmaktadır.



Muhatabını muhalefetiymiş gibi düşünüp ona göre tavır geliştirenler ise “ne koparırsam kârdır” mantığını geliştirmektedir. Oysa aile olabilmek er meydanında güreş yapmaya benzemez. Zira aile oluyorsak er meydanı bu hayatın kendisidir. Eşler ise aynı bedende atan tek kalp gibi kendi duruşunu ve savunmasını yapmalıdır. Bu ülkede çokça geliriniz yoksa tek bir imzayla aynı anda üç tane evi alabilirsiniz. Zira bir imza üç ev demektir. Yeni kurulan ailenin barınacağı ev, kendi annenizin babanızın evi ve eşinizin anne babasının evi. Hatta akraba evleri de cabası. Bu kadar bereketli ve verimli bir durumu aleyhimize nasıl çevirdiğimizi anlamak oldukça güç! Çünkü olması gereken durum bu değil ve bize yakışan, bu evlere ve ailelere sahip çıkabilmektir. Ancak bu konuda da sınıfta kalırken inançlarımızı ve değerlerimizi yine yokmuş gibi kabul ediyoruz. Eğer ki inançlarımızı ve değerlerimizi her daim bizimle birlikte yaşatıyor olsaydık, aile olabilmenin bereketini kendi keyfimiz ve bireyselliğimize kurban etmezdik!



Buraya kadar olan husus evlilik öncesindeki bakış açılarını ortaya koymaktaydı. Evlilik aşamasında atılan imzaların ne anlama gelmekte olduğuna bakalım. Nikâh salonunda atılacak imza aşamasından hemen önce salondaki tüm insanlar birbirlerine şu cümleyi söylerler: “Ne de çok yakıştılar değil mi, maşallah, Allah nazarlardan saklasın!” buraya kadar sorun yok. Sonra imzalar atılır ve o kadar insanın huzurunda, o insanları da geçelim en önemlisi Allah’ın huzurunda sözler verilir ve akitleşme gerçekleştirilir. Peki, bu akitleşme ne demek? Eş adayları diyor ki “Ben, seninle “Biz” olmak istiyorum!” Doğrusu bu ifade hayatın ortasında ve bencilliğin önünde olduğu müddetçe hiçbir aile parçalanmaz! Bunu açmak lazım gelir ki, “Biz” olmak insanın kendi benliğini yok etmesi değil daha da geliştirmesi demektir. Tekillikten çoğul kavrama geçmek, minicik bir odaya sıkışmış iken geniş bir salona geçmeye benzer. Ferah ve geniş bir salonda yeni dizaynlar yapmak kolaylaşır. Ancak bizler, bireyselliğin ön plana çıkartıldığı dünyamızda, daracık odalarda huzur ararız. Bu mümkün değildir. Biz olmak, kişinin kendini inkârı anlamına asla gelmez. Bu kişinin kendi kimliğini eşinin kimliği ile daha da zenginleştirmesi anlamına gelir. Bir başka şehri görmeye ya da bir ülkeyi görmeye gittiğinizde duyduğunuz heyecan nasılsa, yanı başınızda yepyeni bir dünya ve hayat var. Onunla birlikte yeni öğrenmeler ve tecrübeler kazanılacak demektir.



Çekirdek ailenin getirdiği durum ve tutumlar geleneksel aileyi zorlamaktadır. Çekirdek aile olmayı dünyaların ayrılması anlamında tezahür ettiren çiftler aslında sadece kendilerine değil en önemlisi yavrularının geleceklerine de darbe vurmaktadırlar. “Evet, senin yeni bir ailen var ama geride bıraktığın ailelerle iç içe ve girişik olarak, onların da varlığını önemseyerek yaşaman sadece kendin için değil sağlıklı ve zinde bir nesil için de önemlidir.” İşte biz olmak böylesi bir ruhi zenginlik katmaktadır.



Biz olmak, birbirine bakmak demek değil, aynı noktaya kendi gözünle bakıp, farklı güzellikleri tespit edip ortaya çıkarmak ve paylaşmak demektir. Belki derinlerdeki manayı sen bulacaksın, yüzeydeki güzelliği ise eşin fark edecektir. Biz olmak hayat denen mücadeleye birlikte bakıp, sıkıntı ve meşakkati kol kola, yan yana ve can cana girişik bir vaziyette birlikte omuzlayabilmektir. Yoksa sürekli birbirine bakan eşler olursanız o zaman fark arayan gözlerle rakip olmaya dönüşeceksiniz demektir.



Biz olmayı, birinin diğeri için yaşamayı göze alabilmesi olarak düşünmek gerekir. Çünkü insanlar birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Evlilik kurumsal bir firma değil, duygusal birlikteliklerin fedakârlığa dönüştüğü destek ortamıdır. Bir tebessümdeki duygusallığı bile anlamlı kılan, kiminle güldüğün ve bundan ne kadar keyif aldığındır. Öyleyse gözyaşlarını da anlamlı kılan onu silecek bir elin varlığının sendeki yeridir, karşılığıdır. İşte biz olmak kendi karşılığını bulacağın bir yüreğin var olmasıdır!



Biz olmak sadece gençliğin güzel günlerine dair bir durum değildir. Önemli olan 60’ında da, 70’inde de aynı elleri tutabilme duruşunun şimdiki halidir. Evime giderken bir binanın birinci katında camla kaplı bir balkonda saçları bembeyaz olmuş bir çifti hemen hemen aynı vakitlerde beyaz koltuklarında kahve içerken görürdüm. Çok imrendiğim ve “keşke tüm insanlarımız böyle olsa!” dediğim bu sahneyi hatırladıkça daha çok insana biz olmanın ne demek olduğunu anlatma iştiyakım artıyor. İşte bu sahnede olduğu gibi hepimiz, o kahvenin tadını, birlikte baş başa kalacağımız yaşlılıkta da almamız gerektiği bilincine ulaşmalıyız. Çünkü biz olmak, bir kahvenin kırk yıllık hatırından çok hayatın ortak hazzında ve ortak kederinde saklıdır!



Aile ve biz kavramlarını uzun uzadıya anlatmak maharet değildir. Maharet bu bizliği yaşayarak ruhi, zihnî ve bedenî sağlığı yerli yerine oturtabilmektir. Hem kendi sağlığınız hem de yavrularınızla birlikte sevenlerinizin sağlığı için kısacık ömürde egoist olmadan “nitelikli biz” olmakta saklı, ortak benliğinizi oluşturmayı dener misiniz? Zira “ekmeğin iyisi unun iyisinden yapılır!” Bu toplumu oluşturan hamurun unlarının ailelerden ve bireylerden oluştuğunu unutmamak gerekiyor.