KENDİLERİNE MÜHLET VERİLEN ZALİMLER
Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle:
01/02/2017 - 11:24

“Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz, düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz, O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete eresiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.”1 buyurmakta ve Muvahhid Mü’min kullarına bahşettiği bu nimetlerine karşılık, kendilerinin yalnızca kendisine ibadet etmelerini emretmektedir... Şirk koşmadan Allah’a ibadet yalnızca O’na itaat etmekle gerçekleşir…
 
Yaratmanın ve emrin O’na ait olduğunu bilmek, iman etmek, O’nun dışında kim olursa olsun emir sahiplerini, makamlarını ve mercilerini reddetmek, yalnızca O’na, Resulü Muhammed (s.a.s.)’e ve O’nun kitabı olan Kur’ân’la hükmeden Muvahhid Mü’minlerden olan emir sahiplerine itaat etmek, Allah’ın razı olup emrettiği kulluk vazifelerinin en önemlisidir...2 Çünkü insanları, sadece kendisine ibadet etsinler, yani O’na itaatkâr olsunlar diye yarattığını beyan buyurmuştur...3
 
Allah Teâlâ, dosdoğru yolu göstermiş, Resuller, Nebîler ve Kitaplar göndererek insan kullarını irşâd edip hidayet bulmaları için her imkânı vermiştir... En büyük düşmanları olan şeytan ve şeytanî düzenleri benimsemişlere itaat etmemelerini emretmiş, itaatın, yani ibadetin yalnızca kendisine yapılmasını beyan buyurmuştur…
 
“Ey Âdemoğulları, Ben size and vermedim mi ki: ‘şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
 
Böyle buyurdu ve mutlaka doğrunun en doğrusunu buyurdu.4 yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ!...
 
Ve insan kullarına şu fermanın beyan edilmesini buyurdu:
 
De ki: “Sizi, karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye O’na yalvararak duâ etmektesiniz: Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten sükredenlerden oluruz.’
 
De ki: ‘Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır. Sonra siz, yine şirk koşmaktasınız.’
 
De ki: ‘O, size üstünüzden yada ayaklarınızın altından azab göndermeye veya sizi parça parça birbirinize kırdırıp kiminizin şiddetini (baskı, sıkıntı ve hıncını) kiminize taddırmaya güç yetirendir.’ Bak, iyice kavrayıp anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz?”5
 
Zeyd b. Eslem (r.a.) anlatıyor:
 
“Deki: O, size üstünüzden ya da ayaklarınızın altınızdan azab göndermeye... (En’am,6/65) ayeti nâzil olduğunda Resulullah (s.a.s.)şöyle buyurdu:
 
“Benden sonra, kılıçlarla birbirinizin boynunu vuran kâfirlere dönmeyin.”6
 
Sahabe-i Kiram:
 
Biz, Allah’dan başka ilâh olmadığına, senin de Allah’ın Rasulu olduğuna şehadet ettiğimiz hâlde mi (böyle bir şey olacak)? Dediler.
 Rasulullah:
 
 “Evet.” Buyurdu.
 
  Bazıları ise:
 
 - Biz, müslüman olduğumuz sürece birbirimizi öldürme durumu ebediyen olmayacak, dediler.
 
  Bunun üzerine:
 
 “Bak, iyice kavrayıp anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz?
 
 Senin kavmin, O (Kur’ân) hak iken onu yalanladı. De ki: ‘Ben, üzerinize bir vekil değilim.’
 
Her bir haber için kararlaştırılmış bir zaman (müstekar) vardır. Siz de bileceksiniz.”7 ayetleri nâzil oldu.8
 
Rabbimiz Allah, insan kullarını çeşitli yöntemlerle terbiye etmekte, uyarmakta ve hidayet bulmaları için onlara birçok imkânlar ile nimetler vermektedir... Zor işlerini kolaylaştıran ve sıkıntılarını gideren Rabbleri Allah’a karşı nankörlük yapan insanlar, O’nu Tevhid edeceklerine, O’na şirk koşmaktadırlar... Onların, en büyük zulüm olan şirk suçunu işlemelerine karşılık, altlarından ve üstlerinden kendilerine azabın gelmesi ân meselesidir... Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ, kullarına merhamet ettiğinden dolayı, dosdoğru yola dönsünler diye onlara mühlet vermekte ve rızıklarını göndermektedir... Rabbimiz Allah, onları kendi aralarında paramparça edip birbirlerine kırdırmaya da kadirdir...
 
Cabir b. Abdullah (r.anhuma) anlatıyor:
 
Şu, De ki: ‘O, size üstünüzden azab göndermeye güç yetirendir.” ayeti indiği zaman Rasulullah (s.a.s.) bunun, bu birinci cümlesi akabinde:
 
“(Rabbim,) Senin kerim vechine (zâtına) sığınırım.” dedi.
 
(Ayetin) “Ya da ayaklarınızın altından azab göndermeye güç yetirendir.” cümlesinin ardından (Rasulullah):
 
 “(Rabbim,) Senin kerim vechine sığınırım.” dedi.
 
 (Ayetin) “Veya sizi parça parça birbirinize kırdırıp, kiminizin şiddetini (baskı, sıkıntı ve hıncını) kiminize taddırmaya güç yetirendir.” cümlesine mütakib de Rasulullah:
 
“Bu, daha hafiftir yahud daha kolaydır.” buyurdu.9
 
  İbn Abbas (r.anhuma) rivayet eder.
 
 Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
 “Rabbim’e ümmetinden şu dört azabı kaldırması için duâ ettim. Bunlardan ikisini kaldırdı, amma diğer ikisini kaldırmayı kabul etmedi.
 
Rabbimden, semâdan taş yağdırmamasını, yerin dibine batırmamasını, onları fırkalara ayırmamasını ve birbirlerine birbirlerinin hıncını taddırmamasını (öldürmemesini) istedim. Onlardan semâdan taş yağdırmayı ve yerin dibine batırmayı kaldırdı, birbirlerini öldürmeyi ve fitneyi kaldırmayı ise kabul etmedi.”10
 
Sa’d b.Ebî Vakkas (r.a.) anlatıyor:
 
“De ki: ‘O (Allah), size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azab göndermeye güç yetirendir.” (En’âm,6/65) ayeti hakkında Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu
 
“Dikkat ediniz! Bu, mutlaka olacaktır. Ancak bunun te’vili (amelî izahı) henüz gelmemiştir.11
 
 Ebu’l-Âliye bildiriyor:
 
 Ubeyy b.Ka’b (r.a.):   
 
“De ki:’ O (Allah), size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azab göndermeye veya sizi parça parça birbirinize kırdırıp, kiminizin şiddetini (baskı, sıkıntı ve hıncını) kiminize taddırmaya güç yetirendir.” (En’âm,6/65) ayetiyle ilgili olarak şöyle dedi:
 
-Bu ayette zikredilen tehditler dört tanedir. Onların hepsi azabdır. Ve mutlaka gerçekleşecektir.!
 
Onlardan iki tanesi, Rasulullah (s.a.s.)’in vefatından yirmibeş sene sonra gerçekleşmiştir. Mü’minler, bölük-pörçük olmuşlar ve birbirlerine acılarını taddırmışlardır.
 
Bu azablardan ikisi kalmıştır. Bunlar da mutlaka gerçekleşecektir. Yani, yere geçirilme ve taşlanma azabları henüz gerçekleşmemiştir.12
 
 Sevbân (r.a.) rivayet eder.
 
 Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:
 
“Şüphesiz Rabbim, yeryüzünü doğularını ve batılarını göreceğim şekliyle bir araya getirdi. Bana kırmızı (altın) ve beyaz (gümüş) iki hazineyi verdi. Ümmetimin mülkü, yeryüzünün bir araya getirilip de bana gösterilen bölgelerine kadar ulaşacaktır.
 
 Rabbimden, ümmetim için, onu genel bir kıtlık ile helak etmemesini istedim. O istediğimi bana verdi. O’ndan, üzerlerine kendilerinden olmayan bir düşmanın musallat etmemesini diledim, onu da bana verdi. Ondan birbirlerinin hıncını, birbirlerine taddırmamasını istedim, bu isteğimi bana vermedi ve şöyle buyurdu:
 
-Ya Muhammed, şüphesiz ki Ben, asla geri çevrilmeyen bir hüküm takdir ettim. Ben sana, senin ümmetin için, onu genel bir kıtlıkla helâk etmeyeceğim sözünü verdim. Onlara, kendilerinden olmayan bir düşmanı kendilerine, toplumlarının bulunduğu, davetlerinin ve egemenliklerinin karar kıldığı yeri ellerine geçirecek şekilde üstün getirmeyeceğime dair ahid verdim. İsterse üzerlerine yeryüzünün her yanından (düşmanları) bir araya gelip toplansınlar. (Düşmanları) onları helâk etmeyecektir tâ ki onlar birbirlerini helâk edecek, biri, diğerini esir alacak hale gelinceye kadar!
 
Ben de ümmetim için, ancak saptırıcı önderlerden, yöneticilerden korkarım.
 
Ümmetimden birtakım kabileler müşriklere katılmadıkça ve yine ümmetimden birtakım kabileler putlara tapmadıkça asla kıyamet kopmayacaktır.
 
Ümmetimin arasına kılıç (iç kavgalar/savaşlar) girdi mi kıyamet gününe kadar bir daha üzerinden kaldırılmayacaktır!”13
 
Ümmetine karşı çok merhametli olan yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s)14 ümmeti için saptırıcı önderlerden ve yöneticilerden endişelenmekte, onların ümmete vereceği zarardan korkmakta olduğunu beyan buyurmaktadır... Sapan ve saptıran bu önderler ve yöneticiler ümmeti, Allah ile15, yani Allah’ın adını, ayetlerini ve rızasını kullanarak kandırmak ve aldatmak suretiyle saptırmaya çalışırlar...
 
 Allah Teâlâ’nın razı olduğu dosdoğru yoldan eğri-büğrü yollara sapmış olan önderler ve yöneticiler, etki alanlarına girmiş olan insanları kendileri gibi saptırmaya gayret gösterirler... Onları peşlerine takıp sapıklığa götürürken, bunun dosdoğru bir yol olduğunu, Allah’ın rızasına uygunluğunu, çağımızda en ideal kurtuluş yolunun bundan başkasının olmadığını, iyi niyetin bu konuda esası teşkil ettiğini ve “yavaş-yavaş” hedefe doğru ilerleyeceğini çok yaldızlı kelimeler ve câzibeli va’dlarla anlatırlar.
 
Bazen ağlayıp sızlayarak duygulara zirve yaptırarak, serabları zemzem suyu diye sunarak ve İslâmî hassasiyetleri istismar ederek aldatmayı gerçekleştirir, bazen de siyasî cepheden kurtuluşlar va’dederek, haramların içine batarak helâllere ulaşacaklarının uydurulmuş fetvalarını dile getirirler…
 
Bu aldatmalar ve bu kandırmalar devam ederken, saptırıcı önderler ve yöneticiler, etkiledikleri kitlelerle müşriklere katılmakta, bazıları da putların ya da putlaştırılanların huzurunda törenlerle ta’zimlerde bulunmaktadırlar... Bu sapma ve saptırmaları yaparlarken de İslâm’ın ve müslümanların hayrını düşündüklerini, onların menfaatlerine çalıştıklarını da, ayet ve hadislerin mânâlarını kendi paylarına çarptırarak delil getirmeye çaba harcarlar.
 
Plan ve programlarına göre “yavaş-yavaş” hedeflerine ulaştıkları sevinci ve mutluluğu içindeyken, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, onları birbirine düşürmekte, onları parça parça birbirlerine kırdırıp, hınçlarını birbirlerine taddırmaktadır... Onlar, Allah’ın insan kullarını “Allah ile aldatmış” ve kendi batıl anlayışlarını Allah’ın rızası diye yutturmaya gayret etmişlerdir.
 
Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
 
 “Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Öyle ki, kendilerine verilen şeylerle sevince kapılıp şımarınca onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar, umutları suya düşenler oldular.”16
 
Gayr-i İslâmâ ve bâtıl olan yollara sapanların kendilerine verilenlerle sevinç içinde iken, gurur, kibir ve şımarma konusunda çok ileri gittikleri bir ânda Allah’ın azabı onları yakalayıvermektedir... Umudlarının tamamı suya düşmüş bir hâlde bırakılmakta, yaptıkları kötü amellerin acı sonucunu görüp, ummadıklarından çok şiddetli darbeler yemektedirler... Bu, onların insanları Allah ile kandırıp saptırdıklarının dünyada ki cezasıdır...
 
“Böylece Biz, Kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını, bir kısmının başına geçiririz.”17  diye buyurmaktadır Allah Teâlâ...
 
Mansûr b. el-Esved der ki:
 
A’meş’e bu ayetin mânâsı hakkında:
 
 - Bu ayet hakkında Sahabe ne diyordu? diye sordum.
 
- İnsanlar bozulduğu zaman, başlarına (yönetime) en kötüleri gelir, derlerdi, cevabını verdi.18
 
 Mâlik b. Dinâr der ki:
 
Zebûr’da:
“ Münafıktan, münafık vasıtasıyla intikam alırım. Sonra bütün münafıklardan intikam alırım.” yazıldığını okudum.
 
 Allah’ın Kitabı’ndaki:
 
“Böylece Biz, kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını, bir kısmının başına geçiririz.”(En’âm,6/129) ayeti de aynı mânâya gelmektedir.19
 
Ka’bu’l – Ahbâr der ki:
 
Yüce Allah, her dönemde insanların kalbindekine göre bir yönetici gönderir.
Şayet onların ıslah olmasını dilerse, başlarına salih birisini getirir. Onların helâk olmasını dilerse, başlarına zorba birini getirir.!20
 
 Ka’bu’l – Ahbâr şöyle söyler:
 
Ahali, yöneticinin ıslahıyla ıslah olur, onun bozulmasıyla da bozulur.21
Toplumlar, önderlerini ve yöneticilerini kendi içlerinden çıkarırlar... Onlardan biri veya birileri önderlik ve yöneticilik makamına oturur. Anlaştıkları ilkeler doğrultusunda sevk ve idare eden yöneticiler, zaman olur kendisini o makama getiren halkı hesaba katmadan elindeki yönetim gücü ile hevâsına göre idareyi gündeme getirir... Toplumun ıslahı ve bozulması, otorite olan güç sahibinin ıslah oluşu ya da ifsâd oluşuyla gerçekleşir... Bundan dolayı toplumların ve yönetici önderlerin durumları birbirlerini çok etkiler... Bozulmalar, bazen tabandan tavana, bazen de tavandan tabana meydana gelir...
 
Ebu Abdullah Muhammed b.İbrahim b.Hamş der ki:
 
Babamın:
 
Allah’ım, işlediğimiz günahlardan dolayı haklarımızı tanımayan ve merhemet etmeyen birini bize musallat ettin, dediğini işittim.22
İşte bu hakikat!
 
Yunus b. Ebî İshâk’ın, babasından bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
“Siz nasıl iseniz, yöneticiniz de öyle olur!”23
 
Değişmeyen “Sünnetullah”:
 
“Gerçekten Allah, kendi nefis (öz) lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz.”24
 
  “Nedeni şu: Bir kavim (toplum),kendisinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah, şüphesiz işitendir, bilendir.”25
 
Yöneticilerin ve yönetilenlerin, birbirlerini etkilemeleri birbirlerini iyiliğe veya kötülüğe yönlendirmeleri inkâr edilemez bir gerçektir. Toplum, câhiliyye toplumu ise ve Allah’a karşı isyân halinde olup günah işler bir hâlde iseler, Allah, onlardan olan yöneticileri başa getirir... Böylece kötü bir yönetim, zalim bir idare, fısk ve fücûr ile idareyi devam ettirir... Bu durum, o toplum için bir felaket olur...
 
 Allah, toplumun durumuna göre onlara uygun yöneticiyi kendilerine musallat eder...
 
 “Böylece Biz, kazandıkları dolayısıyla zalimlerin bir kısmını, bir kısmının başına geçiririz.” ( En’âm, 6/129) ayeti, halk ne zaman zalim olursa, Allah Teâlâ’nın da onlara kendileri gibi bir zalimi musallat edeceğine delâlet etmektedir. Binaenaleyh halk, zalim bir idareciden kurtulmak isterse, zulmü bıraksın!.. Yine bu ayet, halk içinde kendilerini idare eden ve onlara hükmeden bir lider ve hakimin bulunmasının gerekli olduğuna delâlet eder. Çünkü Cenâb’ı Hak, zülmeden kimseleri, zalim bir idareciden uzak ve beri kılmayınca, salih kimseleri de onları, salahlarını arttırmaya sevk eden bir emir ve yöneticiden mahrum bırakması haydi haydi beklenir.”26
 
 Çağdaş zalim tağutî güçler tarafından işgal edilen ve parçalanan İslâm topraklarında kurdurulan tağutî düzenlerin cahilî eğitim ve kültürleri yüzünden cahil bıraktırılan halk kitleleri, kendilerini “Allah ile” aldatanların peşine düştüler… Sapan ve saptıran önderlerin/yöneticilerin kimisi kendilerini mâneviyat ismi altında aldatırken, kimisi de, siyasî ve ekonomi cephesinde aldatmaya çalişmakta ve bu tuzak çalışmalar son hızıyla devam etmektedir...
 
Âdil-i mutlak olan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, insan kulları ferd ferd yada toplum hâlinde ibret ve ders alsınlar, tevbe edip kendilerini düzeltsinler diye, toplumda ibretlik olaylar yaratmaktadır...
 
 Özellikle, O’nun adını kullanarak kullarını aldatanların felâket olan sonlarını herkese göstermek ve onların yollarının bâtıl olduğunu beyân etmek üzere ibretlik olaylar meydana getirir...
 
 “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkilâba uğrayıp devrileceklerini yakında bileceklerdir.”27 mesajıyla uyarır ve değişmez Sünnetini beyân buyurur:
 
 “Allah’ı, sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma. Onları, yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.”28
 
Ebu Musa (r.a) rivayet eder;
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyur:
 
“Allah, zalime muhakkak ki mühlet verir, verir de onu yakalayacağı zaman göz açtırmadan ânsızın yakalar!”
 
  Bundan sonra Rasulullah (s.a.s) şu ayeti okudu:
 
  “Onlar, zulüm işlemektelerken ülkeleri (veya nesîlleri) yakaladığı zaman... Rabbinin yakalaması işte böyledir. Gerçekten O’nun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir.”(Hud11/102)(29)
 
 Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen ve Rasululullah (s.a.s.)’in Sünnetinden başka yol tutan zalimler, elde ettikleri dünyalık kazanımlarla sevinmekte, zafere ulaştıklarının mutluluğu duygusu içinde iken, kendilerine verilen mühlet dolmuş olduğundan yakalanıverdiler...
 
 Allah Teâlâ, o zulmedenlerin hıncını birbirine tattırdı ve zalimlerin, toplumun başına belâ ettikleri yandaşları, onların başına belâ oldular... Başkaları için kazılan kuyuya , kazanlar düştüler, kurdukları tuzağa, kendileri yakalandılar!..
 
Dipnot
 
1)Âl-i İmrân, 3/103.
 
2) Bkz. Nisa, 4/49, 80.Âl-i İmrân,3/31-32.
 
3/ Bkz. Zariyat, 51/56.
 
4) Yasin,36/60-61.
 
5) En’âm,6/63-65.
 
6) Cerîr (r.a.)’dan.
 
             Vedâ  Haccı’nda Rasulullah (s.a.s.), Cerîr’e:
 
             “İnsanları sustur da dinlesinler!” diye emretti.
 
(Halk, sükût ettikten sonra da):
 
“Benden sonra, birbirinin boynunu vuran kâfirlere dönmeyiniz!” buyurdu.
 
Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İlm, B.44, Hds.62.
 
                         Kitabu’l-Fiten, B.8, Hds.28.
 
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B.29, Hds.118-120.
 
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B.5, Hds.3942-3943.
 
Sünen-i Nesâî, Kitabu Tahrimu’d-Dem, B.28, Hds.4114-4115.
 
7) En’âm, 6/65-67.
 
8) Celâleddin es-Suyutî, Esbâbu’n-Nüzûl, çev. Abdulcelil Alpkıray İst.2015, Sh.241, İbn Ebî Hâtim, Tefsir,4/1312’den
 
İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Karabaş, İst.2011, C.4, Sh.182, Hds.2914. Taberîden.
 
9) Sahih-i Buhârî, Kitabu’t-Tefsir, B.116, Hds.150.
 
                                Kitabu’l- İ’tisâm, B.11, Hds.44.
 
                                Kitabu’t-Tevhid, B.16, Hds.35.
 
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l- Kur’ân, B.7, Hds.3259.
 
İmam Ahmed . Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst.2014, C.14, Sh.643, Hds.21497.
 
İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2011, C.7, Sh.220, Hds.7684.
 
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr Fi’t-Tefsir Bi’l-Me’sûr, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2012, C.6, Sh.90. Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, el-Fiten’de Nuaym b. Hammâd, İbn Cerîr, İbnu’l- Munzir, İnm Ebî Hâtim, İbn Hibbân, Ebu’ş-Şeyh, İbn Merdûye ve el-Esmâ ve’s- Sıfat’ta Beyhakî rivayet eder.
 
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst.1996, C.3, Sh.505.
 
10) Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c.6, Sh.92. İbn Merdûyeh’den.
 
 İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri,C. 4, Sh. 179, Hds.2908.
 
İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l- Bârî-Muhtasar, Çev. Dr. Halil Aldemir, İst.2007,C. 9, Sh.112.
 
11) Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l- Kur’ân, B.7, Hds.3260.
 
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.14, Sh.642, Hds.21496.
 
Celâleddin es- Suyutî,ed- Dürrü’l –Mensûr, C.6, Sh.91.
 
Nuaym b. Hammâd, et-Fiten’den, İbn Ebî Hâtim, Ebu’ş-Şeyh ve İbn Merdûyeh’den.
 
12) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.14, Sh.643, Hds.21498.
 
Ebu Nuaym el- Isbehânî, Hilyetu’l – Evliyâ ve Tabakatu’l Asfiyâ, Çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst.2015, C.1, Sh. 271-272.
 
  et-Taberî, Taberî Tefsiri, C.3, Sh.507.
 
Celâleddin es- Suyutî, ed- Dürrü’l- Mensûr, C.6, Sh.91,
 
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Nuaym b. Hammâd, İbnu’l – Munzır, İbn Ebî Hâtim, Ebu’ş – Şeyh, İbn Merdûye’den
 
13) Hâkım en – Nîsâbûrî, el – Müstedrek Ale’s – Sahihayn, Çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013,
 
C.10, Sh. 699, Hds.8439.
 
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fiten, B.5, Hds.19.
 
Sünen-i Ebu Davut, Kitabu’l- Fiten, B.1, Hds.4252.
 
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l- Fiten B. 13, Hds.2267.
 
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l- Fiten, B.9, Hds.3952.
 
İmam Ahmet b. Hanbel, Müsnet, C.19, sh.273, Hds. 27150. C.20, Sh.215, Hds. 28401.
 
14) Bkz. Tevbe,9/128.
 
15)Bkz. Lokman,31/33. 35/5.
 
16) En’âm,6/44.
 
17) En’âm, 6/129
 
18) Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, C.6, Sh.218. Ebu’ş-Şeyh’den.
 
19) Celâleddin es-Suyutî, A.g.e. C.6,Sh.219, İbn Ebî Hâtim ve Ebu’ş-Şeyh den.
 
20) Beyhakî, Şuabu’l-İman, Çev.Hüseyin yıldız, Vdğ. İst.2015, C.7, Sh.173, Hbr.7004.
 
Ebu Nuaym el-İsbehânî, Hilyetu’l- Evliyâ ve Tebakâtu’l-Asfiyâ,Çev.Hüseyin Yıldız,Vdğ. İst.2015,C.4,Sh.416.
 
21) Ebu nuaym el-Isbehânî,A.g.e.C.4,Sh.315.
 
22) Beyhakî, Şuabu’l-İman,C.7, Sh.173, Hbr.7005.
 
23) ) Beyhakî, Şuabu’l-İman,C.7, Sh.173, Hds.7006.
 
Celâleddin es- Suyutî, el-Camiu’s-Sağîr Min Ahâdîsi’l- Beşîri’n-Nezîr, Çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst.2013,C.4,Sh.49,Hds.5644(6406) Deylemî, Müsnedu’l-Firdevs’den.
 
24) Ra’d,13/11.
 
25) Enfal,8/53.
 
26) Fahruddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr-Mefâtihu’l- Gayb,Çev.Prof.Dr. Suad Yıldırım, Vdğ. Ank.1991,C.10,Sh.185.
 
27) Şuara,26/227.
 
28) İbrahim,14/42.
 
29)Sahih-i Buhârî, Kitabu’t- Tefsir,B.161, Hds.206.
 
Sahih-i Müslim,Kitabu’l-Birri ve’s- Sılâ, B.15, Hds.61.
 
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l- Fiten, B.22, Hds.4018.
 
Sünen-, Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B.12,Hds3309.
 
İmam Nesâî,es-Sünenü’l-Kübrâ, C.10, Sh.230,Hds.11181.