İSLÂMÎ KAYNAKLAR AÇISINDAN ŞİİR
Kavram olarak ‘şiir’, sözlerin ölçülü ve birbirine uygun bir şekilde bir marifet (bilme-tanıma) olarak ortaya konulma sanatıdır. ‘Şiir’, anlaşılan, farkedilen şeylerin ifadesi, dakik (kısa ve sanatlı) ilmin adıdır.
30/12/2009 - 17:40

        a-Şiir Kelimesinin Anlam Sahası:

         ‘Şiir’ sözlükte, hissedilen şeydir. Bu da tıpkı hissetmedeki isabet gibi bir bilmektir. ‘Şiir’ kelimesinin aslı olan ‘şuur’, bir şeyi sezgiyle anlamak, kavramak, tanımak, fark etmektir.

Kavram olarak ‘şiir’, sözlerin ölçülü ve birbirine uygun bir şekilde bir marifet (bilme-tanıma) olarak ortaya konulma sanatıdır. ‘Şiir’, anlaşılan, farkedilen şeylerin ifadesi, dakik (kısa ve sanatlı) ilmin adıdır. 

            İbni Haldun, şiiri şöyle tarif ediyor: “Şiir, istiâre ve belli vasıflar temeline dayanan, vezin ve kafiye bakımından birbirine eşit olan parçalara bölünmüş, her parçası kendi başına önündeki ve sonundaki parçalara muhtaç olmadan maksadı anlatan ve kandine mahsus Arap üslûbu üzere terkip edilen belâğatli sözdür.” (nak. Şamil İ. Ansiklopedisi, 6/45)

         Şiir’i yazan ‘şair’, söz ustasıdır. O, hissettiğini ölçülü ve sanatlı bir şekilde yazıya ve söze dökebilen bir sanatkârdır.

 

b- Şiirin Önemi:

Şiirin bir önemi var mı?

Tarihten beri dünya edebiyatında şiirin yeri bilinen bir gerçektir. Bizim edebiyatımızın büyük bir bölümünü ise şiir işgal eder. Şiirin hâlâ yazılıyor, seviliyor ve okunuyor olması onun güzelliğindendir. Ya da misyonundandır. Evet şiirin bir misyonu vardır.

            “İnsanlık tarihi göz önünde bulundurulacak olursa, bütün sanat faaliyetleri arasında bir anlatım tarzı ve insanın kendisiyle dış dünya, onu kuşatan varlık arasında kurduğu ilişkiyi dile getirmede oldukça eski ve derin bir geçmişe sahip olduğu görülür.” (A. Bulaç, İzutsu, Kur’an’da Kavramlar, Önsöz, s. 8)   

            Şiir, bir anlık sevda, geçici heves, ilk gençliği yıllarını anlatan sulu gözlü aşk hikâyelerinin vasıtası, boş adamların avare işleri, tatil günlerinin değerlendirme hiç değildir.

            Şiir üzerine bunca zamandır yazılan sayısız değerlendirmeler bir tarafa Hz. Muhammed’(SAV)in hayatından bir örnek vermek istiyorum.

            Peygamber vahyin ilk yıllarında karşılaştığı bazı şeylerden korkmuştu. Bazı kaynaklara göre O bu korkusunu ‘acaba şair mi oluyorum’ diye ifade etmişti. Bundan hem şiirin etki alanını, hem de şairlerin o toplumdaki olumsuz rollerini görmek mümkün.

            Hasımlarının, ‘O, bir şairdir’ demeleri de söz sanatının o toplumda ne kadar yaygın olduğunu gösterir. Zira o toplumda insanları etkileyecek bu kadar güzel söz söyleyen ancak şairlerdir.

 

c-İslâm Öncesi Şiir

            Bilindiği gibi pek çok peygambere kendi devirlerinin karakteristik özelliğine göre mu’cizeler verilmiştir. Mu’cizeden amaç, insanların kendi bildikleri şey konusunda da aciz bırakmaktır.

            Bir devirde bir ilim, bir sanat, bir alışkanlık, bilgi iyi bir düzeyde olabilir. Mu’cize, o bilinen olay cinsinden olur ki, peygamberi kabulde güçlük çekenlere; bakınız, bildiğinizin de ötesi var. İşte görüyorsunuz, bildiğinizi, yaptığınızı iddia ediyorsunuz ama, buyurun yapın, bir benzerini gösterin bakalım denmiş gibi olur.

            Mu’cize eğer insanların hiç duymadıkları, hiç haberdar olmadıkları bir konuda olsaydı, insanoğlu zaten garip olan şeyleri olağanüstü düşünür ver mu’cize de peygamberliği isbat edecek bir yön aramazdı. Önceki peygamberlere kendi devirlerinin özelliğine göre mu’cizeler verildiğini biliyoruz.

            Kur’an nazil olduğu dönemde, Arap toplumu arasında söz sanatı, dolaysıyla şiir toplumsal hayatın en asli görünümlerinden biriydi. Onlar, ilmi, kültürü, haberleri ve atalarından kalan mirası şifahi olarak aktarırlardı. Bunu da büyük ustalıkla yaparlardı. Ezberleme kabiliyetleri güçlü, sanatlı söz söyleme sanatı yaygın, şiire ilgi çok fazla idi. Şiir cahiliyye elitlerinin vazgeçemediği önemli bir ifade aracı idi. Fesâhat ve belâğat diye ifade edilen güzel söz sanatı önemli, bunu başarabilen sanatçılar saygın insanlardır.

            İşte Hz. Muhammed (SAV)’e verilen mu’cize o dönemin yaygın sanatı güzel söyleme sanatı doğrultusunda idi. Yani sözün en güzeli, arap dilinin en ahenklisi, fesâhat ve belâğat sanatının zirvesi olan Kur’an’dı.

 

d-İslâm Öncesi Şairler

         Tarihin eski zamanlarından Kur’an’a inişine takâbül eden zamanlara kadar şair ile, toplumdaki kâhin, büyücü ve rahip arasında devamlı bir bağ kurulmuştur. Arap geleneğinde de şair sıradan bir insan değildir. O, sadece güçlü bir söz ustası değil aynı zamanda varlığın ötesinden haber getiren, insanüstü güçlerle ilişki kurabilen ‘özel gelişmiş, metafizik güç ve imkan sahibi’ imtiyazlı bir seçkindir. (A. Bulaç, age. Sayfa 8)

İslâmdan önceki arap tolumunda şairler, her zaman toplumun önünde olurlardı. Şairin eserinin kaynağı kendi duyguları ile toplumun duygularının kesistiği noktalardı. Şair ister bir kabile reisi, ister bir prens, ister yoksul ve isterse yağmacı bir haydut olsun, mensup olduğu toplumun değer verdiği erdemleri temsil eder, dile getirirdi.   (A. Özalp, Ş. İ. Ansiklopedisi, 6/45)

            Kabile mensupları, geçmişteki övündüğü şeyleri, duygularının çoşkunluğunu, zaferlerini, düşmanlara karşı duydukları kini şairlerin şiirlerinde bulurlardı. Şair onlar adına düşmanları hicveder, kabileye  ait gururu dile getirirdi. 

            Bir kabile reisinin şair olması onlar için büyük bir mutluluk ve gurur idi. Kabileler için başlıca gurur ve şeref kaynağı  büyük şairler yetiştirmiş  olmalarıydı. Şairden mahrum kalmak sadece üzüntü değil, utanç sebebi idi. Onlar, düşman kabilelerinin şairlerinin açtığı yaraların ancak onun benzeri bir karşılıkla kapanacağını düşünürlerdi.

Şairlerin gücü sadece söz sanatındaki başarıları değildi. Onlar aynı zamanda, varlığın ötesinden haber getiren ve insanüstü güçlerle ilgisi olan kimse idiler. Şairlerin kendileriyle irtibat kurduğu, bilgi ve ilham aldığı bir cine sahip olduğuna inanılırdı. Şairler de bu inancı bilerek canlı tutmaya çalışırlardı. 

Bu yüzden onlar tekin kimseler değillerdi. Zaten bu kadar güzel sözü, sanatlı ifadeyi, irticalen ancak cinlerden ders almış bir kimse yapabilirdi. Onlar bir anlamda büyücülerin geleneklerini sürdüren seçkin konumdaki kimselerdi. Cahiliyye toplumu şairlere korku ile karışık bir saygı duyarlardı, onların gücünden çekinirlerdi. 

           

         e-Kur’an Şiir Değildir:

         Cahiliyye insanları, Kur’an nazil olmaya başlayınca, bu gibi etkileyici sözleri ancak şairlerin söyleyebileceðini düşünerek hemen ona şiir, Peygamberimize de şair veya kâhin demişlerdi.

         Kur’an onların bu iddialarını kesin ifadelerle reddediyor:

         “Ve derler ki; ‘biz bir mecnun bir şair için ilâhlarımızı terk mi edeceğiz? Hayır, O hakk’ı getirmiş ve gönderilen (peygamberleri) de doğrulamıştır.” (37 Saffat/36-37.   ayrıca bak. 52 Tur/29-31)

         Kur’an, kendisinin mucize oluşunu, erişilmez yüceliğini ilan edip, karşı çıkanları kendisinin bir benzerini getirmeye çağırırken işe cahiliyye şiirinin ve şairlerin üstünlüklerini yıkmakla başlıyordu. Kur’an, o kültürün tanıdığı şiirden, Hz. Muhammed’in kişiliği, ahlâkı ve daveti o günkü   şairlerden çok farklıydı. 

 Kur’an, peygamberin özellikle bir şair, Kur’an’ın da şiir olmadığını ısrarlı bir şekilde vurguluyor. (36 Yasin/69)

         Kur’an’ın büyüleyici belâğatı (söz güzelliği) karşısında şaşıran, ama inanmaya yanaşmayan inatçılar, onun peygamber tarafından (tıpkı şairler gibi) uydurulduğunu iddia ediyorlardı. (21 Enbiya/5)

         Başka bir âyet Kur’an’ın şerefli bir elçi tarafından tebliğ edilen bir vahy olduğu, asla bir kâhinin sözü olmadığı vurguluyor. (69 Hâkka/38-43)

Kur’an, cahiliyye şairlerini, onların olumsuz rollerini ve şiirlerindeki lüzumsuzluğu tenkit ederek, kendisinin asla şiir olmadığını ve şiirle kıyas edilmeyecek kadar üstün olduğunu vurgular.

         Kur’an’da şiirsel ifade ve şiir gibi etkileyici bir özellik olsa bile, o şiire veya bir düz yazıya benzemez. Kur’an’ı okuyan şüphesiz onda şiirin ifade edemeyeceği kadar ahenkler, derin anlamlar, güzel sözler, sanatlı ifadeler, söz ve mana bütünlüğü bulabilir.

 

         f-Kur’an’a Göre Cahiliye Şairleri:

         O günkü şairlerin söyledikleri şiirler çoğunlukla faziletten uzak, ya boş gururlar, aslı astarı olmayan iddialar, ya şarap övgüleri, ya da eğlenme meclislerini öven sözlerdi.

Kur’an onlar hakkında şöyle söylüyor:

“Şairlere gelince, onlara da azgınlar uyar. Görmüyor musun onları, (nasıl) her vadide şaşkın şakın dolaşırlar? Ve yapamayacakları şeyleri söylerler.” (26 Şuarâ/224-226)

Cahiliye şairleri kendilerine sapıkların uyduğu, yapamayacakları şeyleri söyleyen, kendi hayal dünyalarında dolaşıp duran şaşkınlardır.

Kur’an, Peygamber’e şiir söylemeyi yakıştırmadığı zaman, aslında şairin ve şiirin toplum içindeki bu olumsuz rolünü ortaya koyuyordu.

 

g-Kötülenen Şiir ve Şairler

            Kur’an, şairler hakkında olumsuz bir tavır takındığı gibi Peygamber de bazen şiir hakkında kötü ifadeler kullanmış, İslâma ve Peygambere dil uzatan şairlere cezalandırıcı metodlara başvurmuştur.

Ebu Hureyre anlattığına göre Peygamber şöyle buyurmuştu:

“Sizden birinizin içine onu bozacak cerahat dolması, şiir ile dolmasından hayırlıdır.” (Buharî, Edeb 92. Ebu Davud, Edeb 95 (5009). Tirmizî, Edeb 71 (2855).)

Bu haberle aşağıda gelecek olan Peygamberin şiire izin verdiği, hatta teşvik ettiği, şiir dinlediği şeklinde geçen haberler arasında bir çelişki var gibi görünüyor.

Bu gibi haberler, ilim adamları arasında şiire bakışta farklı görüşlerin olmasına sebep olmuştur. Alimlerin çoğu şiirler arasında iyi-kötü ayırımı yapar ve kötü şiirin zemmedildiğini söylerler.

Yukarıdaki zemmin de mutlak değil mukayyed olduğuna dikkat çekilmiştir. Yani kişi, içini temamen şiirler doldurur, başka bir şeye yer vermezse o zaman bu tutum kınanır.

 Peygamberin şiir karşısında her zaman sert olmadığı bilinen bir gerçektir. İbni Hacer bunu Peygamberin aşırı şiir düşkünlüğünden kaynaklandığını söyler. 

 

h-Kötülenmeyen Şiir ve Şairler:

         Şüphesiz bütün şairler böyle değildir ve bütün şiirler de cahiliyye şiirine benzemez. Kur’an’ın tenkit ettiği şair ve şiir, insanları kandıran, olmayacak şeylerle meşgul olan, toplumun önündeki saptırıcı rol oynayan insanlardır. 

Peygamber, müslüman şairleri himaye etmiş, öbürlerine cevap veren ve müslümanların morellerini takviye edecek şiirler yazanları şiir söylemeye teşvik etmiştir. Hasan ibnu Sâbit, Abdullah ibnu Revâha, Kâ’d ibnu Mâlik yanından ayırmadığı üç şairdi.

Peygamber için şiir, iyiye de kötüğü de kullanılabilecek bir araç idi. Batıl ve hevâ adına söylenilen şiirleri red, hak yolunda edeb adına söylenilenleri ise övmüş ve şairlerini takdir etmiştir.

         Peygamberimiz (sav) güzel şiiri yasaklamadığı gibi, bazen onları dinlemiş, güzel ve hikmetli şiiri yazan şairleri övmüştür. Hatta hikmetli şiir yazan sahabe şairler peygamberimizin davetine yardımcı olmuşlardır.

         Şiiri kötü yapan onu yazan veya söyleyenlerin olumsuz kimlikleri ve şiirle anlattıklarıdır. Salt şiir yasaklanmamıştır. 

         Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

         “ Şüphesiz şiirde hikmet vardır.” (Buharí, Edeb/90, 8/42. Ebu Davud, Edep/5010, 4/303.  İbni Mace, Edep/41, Hadis no: 3755, 2/1235. Tirmizí, Edeb/69, Hadis no: 2844, 5/137.)

         Şairleri kötüleyen âyet nazil olduğu zaman Peygamberin şairleri  O’na gelip şöyle demişlerdi:

         “Allah (cc) şu âyeti inzal buyurdu ve o biliyor ki biz şiir söylemekteyiz?’ Bunun üzerine Peygamber şairleri kötüleyen âyetlerden sonra gelen âyeti okudu:

         “Ancak iman edenler, salih amelde bulunanlar ve Allah’ı zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılâba uğrayıp, devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” (26 Şuara/227)

         Şairleri kötüleyen âyet nazil olunca Peygamber (sav) Hasan b. Sabit ve Kâ’b b. Mâlik’e (ra) Kureyş’i hicvetmelerini istedi. (Müslim, F. Sahabe/157, Hadis no: 2490, 4/1935)

            Bazı rivâyetlerde kendisine şiir okunmasını istediği geçmektedir. 

            Amr ibnu’ş-Şerid babasından naklediyor. Ben bir gün bineğinin arkasına binmiştim. Bir ara bana:

-Hafızanda Ümeyye ibnu Ebi’s-Salt’ın şiirlerinden bir şeyler var mı”? diye sordu. Ben “Evet” deyince; “Söyle dedi.  Ben de kendisine bir beyit okudum. O yine; “Devam et” dedi. Ben de bir beyit daha okudum. O yine, “Söyle” dedi. Böylece kendisine yüz beyit okudum.” (Müslim, Şiir 1 (2255).)

Hz. Aişe anlattığına göre Rasûlüllah Hassan ibnu Sabit için mescide hususi bir minber koymuş ve orada İslâmın düşmanlarına karşı şiir söylemesine izin vermişti. (Buharî, Edeb 91. Ebu Davud, Edeb 95 (5015). Tirmizî, Edeb 70 (2849). Müsned, 4/286, 298, 299, 301, 302)

Hatta Peygamber Ruhu’l Kudüs’ün kendisiyle birlikte olduğunu söylerdi.   (Buharî, Edeb 91, Bed’ul-Halk/6. Müslim, F. Sahabe/153, (2486).)

Ebu Hureyre anlatıyor: Rasûlüllah buyurdu ki: “Bir şairin söylediği en doğru söz Lebid’in söylediği şu sözdür: “Haberiniz olsun, Allah’tan başka her şey batıldır”. “Ümeyye ibnu Ebi’s-Salt müslüman olayazdı.” (Buharî, Edeb 90. M. Ensar 20. Rikak 29. Müslim, Şiir 3 (2256). Ebu Davud, Edeb 70 (2853).)

 

Hüseyin K. Ece

 

19.12.2004